Bir Beyaz Şehir: Kars

 

“Öyle güzel ki ölürüm artık
Beyaz uykusuz uzakta
Kars çocukların da Kars’ı
Ölüleri yağan karda
Donmuş gözlerimin arası…”



Cemal Süreya’nın dizelerinde anlattığı gibi, beyaz, uykusuz ve uzakta bir şehir Kars. Tüm şehri kaplayan karın sessizliği, dinginliği insanın içine sonsuzluk hissiyle birlikte huzur veriyor. Yılın neredeyse sekiz ayını, insanların kat kat kıyafetlerinin, atkı ve şapkalarının içinde, elleri ceplerinde gezdiği uçsuz bucaksız karlar diyarı Kars, birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, sokakları tarih kokan, mimarisiyle büyüleyen bir şehir.

Rus ve Baltık etkisini bolca gördüğümüz, topraklarında acıların da zaferlerin de ortak olduğu çok kültürlü ve kökeni eskilere dayanan bu beyaz şehrin isminin nereden geldiğine dair birkaç rivayet mevcut. Kaşgarlı Mahmut eserlerinde ‘Kars’ kelimesini, deve ve koyun yününden yapılan elbise olarak nitelendirmiş. Başka bir kaynakta ise kelimenin Kafkas Dağları’nın kuzeyinden gelen Bulgar Türklerinin Velentur boyunun Karsak Oymağı’ndan geldiği rivayet edilir.


Ayrıca Kars’ın Ermenistan-Gürcistan yolu üzerinde bulunması nedeniyle Gürcüce‘Kari’ (kapı) kelimesi ile alâkalı Kariskalaki (kapı şehri) ifadesinden geldiği de söylenmektedir.
,
Kars sınırdaki stratejik konumu dolayısıyla sürekli savaşlar görmüştür. Medeniyetin ilk izleri Urartular tarafında atılmış. 10. yy’da Ermeniler tarafından ‘Binbir Kiliseli Şehir Ani’ inşa edilmiş ve Anadolu’nun en zengin ve etkileyici kenti olarak anılmıştır. Sonrasında sırasıyla, Selçuklular, Gürcüler, Saltukoğulları ve Moğolların hâkimiyeti altında kalmıştır. 1500’lü yıllarda ise Osmanlı hâkimiyetine geçmiştir. Paşalar şehri olan Kars’ı en çok etkileyen dönem ise 1877-78 Osmanlı Rus savaşları sonucunda, 1878-1918 yılları arasındaki 40 senelik Rus hâkimiyeti dönemidir. O dönemde Çarlık Rusyası için büyük öneme sahiptir Kars. Rusların şehri askeri üs olarak kullanmalarının yanında şehirde yaptıkları görkemli binalarla da bunu kanıtlamışlardır. Aynı zamanda ızgara planlı yeni bir kent imar ederek caddeleri birbirini dik kesecek şekilde yeniden tasarlamışlardır. Bu sayede şehirdeki mimari doku o dönemlerde şekillenmeye başlamıştır.1918 başında ise Osmanlı’ya yenilen Rusya, Brest-Litovsk Antlaşması ile Kars’ı Osmanlıya bırakmıştır. Hemen ardından bölge başka bir savaşla kısa süreliğine İngilizlerin himayesine girse de, 1920’de Kazım Karabekir Kars’ı geri almıştır.

Bu kadar çok medeniyetle buluşan Kars’ın mimarisi de elbette buna göre şekillenmiş. Ruslar şehre hâkim olduğu sürede Hollanda’dan mimar ve mühendisler getirterek Baltık mimarisi eserlerini şehre kazandırmışlardır. Binaların çoğu L ve U formunda tasarlanmış olup tek ve iki katlı, nadiren de üç katlıdır. Binaların asıl büyüleyen özellikleri ise binalarda kullanılan bölgeye özgü bazalt taşlarıdır. Bazalt taşı, Ağrı dağının eteklerinden çıkan volkanik bir taş türüdür. Binaların dış cephelerinde ise çoğunlukla kabartma bordürlere ve rölyeflere yer verilmiştir.

Kars Çayı kıyısında yer alan ve bugün Cheltikov Otel olarak kullanımda olan, eski Konservatuar Binası veya Hekimevi diye de anılan taş bina dönemin en gösterişli eserlerindendir. Rus Cheltikov ailesi için inşa edilmiş, sonrasında hükümete verilen bina, konservatuar ve opera binası olarak kullanılmıştır. Rusların Kars’ı terk etmesiyle de Hekimevi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Binanın dış cephesi Barok mimari tarzında sütunlar ve rölyeflerle süslenmiştir. Bina 2011 yılında otel olarak hizmete açılmıştır.

Binaların içine baktığımızda ise farklı bir detay ilginizi çekebilir. Yılın büyük bir bölümünü kara kış altında geçiren Kars için, hâliyle ısıtma sistemi de farklı düşünülmüş. Binalar Ruslardan kalma ‘peç’ adı verilen şömine sistemi ile ısınıyor. Peç, odalarda bulunan şömineden çıkan havanın, binanın duvarları arasında kalan boşlukta dolaşarak ısıtılmasını sağlıyor. Özellikle tarihi binalarda bu sistemi görmek mümkün.

Baltık mimari tarzında yapılmış adı çok sık duyulan bir diğer eser ise Vali Konağı’dır. 1921 Kars Antlaşması’nın imzalandığı konak, cumhuriyetin ilanından sonra Vali Konağı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bina tek katlı olup, yine L planlıdır. Vali Konağı’ndan sonra, bulunduğu caddenin en güzel köşesi olmasını sağlayan Defterdarlık Binası karşılar sizi. Hazan sarısı rengi taşlarıyla şehre en çok yakışan yapılardan biridir.

Merkezden biraz uzaklaşıp, Kars’ın Ocaklı Köyü’nde yer alan Binbir Kiliseli Şehir olarak bahsettiğim Ani kentindeyiz. Ermeniler tarafında inşa edilen Ani tarihi kentine verilen isimden de anlaşılacağı üzere kentte birçok önemli kilise mevcut. Bembeyaz karların arasından yükselen yapılar şehre mistik bir hava verip, dinginliğiyle büyülüyor. Bulunduğu konumun önemi ise Arpaçay kıyısına kurulmuş olması. Bu nehir bugün Ermenistan ile Türkiye arasında doğal bir sınır görevi görüyor. Yani Ani’den baktığınızda Ermenistan’ı görmeniz mümkün. Ani’nin, en büyük ve en önemli yapısı ise Ani Katedrali. Sonsuz beyaz boşlukta tüm zarafetiyle yükselen katedralin mimarı Ortaçağ Ermenistan ustalarından Trdat Mendet. Katedral diğer yapılar gibi tamamen taştan yapılmış. Katedralin yakınlarında, kazı sonucu ortaya çıkarılan ve iki yanında dükkânların olduğu bir ortaçağ caddesi mevcut.

Anadolu’ya açılan bir kapı olarak görülen Kars’ta daha birçok tarihi bina, camii, kilise ve köprü var. Her medeniyet onunla kendinden bir parçasını paylaşmış ve beyaz şehri tamamlamış. Bir gün yolunuz düşerse bu beyaz şehre, önce durup şehrin sonsuzluğunu dinleyin. Gökyüzünden aşağı süzülerek inen kristallere dokunun ve şehirdeki ışıltısını izleyin. Semaverde demlenen çaylar, sobalarda kızaran kestaneler, kızaklarla neşeyle kayan çocuklar ısıtsın içinizi. Anılarınızda Orhan Pamuk’un Kar romanındaki cümleleri canlansın. Ve şehre bir sonraki gelişinizi sabırsızlıkla bekleyin.

…Nasıl olsa yine bir gün
Döneriz bu yollardan geri
Senin bir elinde bir mendil
Öbüründe kuş sesleri

Cemal Süreya, Kars

 

YAZI İrem Baz / irem.baz@tedu.edu.tr

KOLAJ Beyza Şener & Elif Ezgi Öztürk
beyza.sener@tedu.edu.tr / eezgi.ozturk@tedu.edu.tr

0