Edebiyat ve Mimarlık

Edebiyatın ve mimarlığın benzer özellikleri olduğu gibi birlikte çift yönlü bir iletişim ve etkileşim halinde ortaya çıkardıkları ürünler de söz konusudur. CerModern’de yapılan “Edebiyatta Mimarlık” adlı kitabın söyleşisine katılma fırsatı yakalamıştım. Orada edindiğim bilgiler ışığında ve kendi fikirlerimle edebiyat ve mimarlık hakkında ufak bir ürün sunmak istiyorum. İlk olarak “yapı/strüktür” konusuna değineceğim. Mimarlık için yapı, temelde, sıfırdan yeni bir ürün tasarlamaktır / inşa etmektir. Bu ürünün tasarım sürecinde, yani yapıyı oluştururken, elimizde ve zihnimizde sürekli uğraştığımız bir tasarım problemi vardır. Yapının temellerini oluştururken, tasarım süreci boyunca bu problemi çözmeye çalışırız. Bu tasarım problemini düşünürken birtakım araştırmalar yaparız, referanslar kullanırız, oluşturacağımız yapıya uygun senaryolar kurgularız, kendimizce karakterler oluştururuz ve bu karakterlere bir deneyim çeşitliliği sunarız. Bu eleştirel süreçte parçaların bir bütünü nasıl oluşturduğunu ya da bir bütünü parçalardan nasıl anladığımızdır asıl mesele. Ufak ufak taşlardan kocaman bir strüktür oluşturabiliriz ya da bu bütünün bu ufak taşlardan nasıl meydana geldiğini sorgulayabiliriz. Burada bütünden kastettiğim şey koca bir kent de olabilir tek başına duran bir duvar da. Ölçek farkı gözetmeksizin, mimari disiplin her ikisi için de aynı sorumluluğu ister. Edebiyata geldiğimizde, bir eseri oluştururken ilk olarak harflerden başlarız ve hedefimiz parçalardan oluştuğunu görebileceğimiz bir bütün yaratmaktır ve oluşturacağımız bütüne bakarak parçaları görebilmektir. Tıpkı mimarlıkta da olduğu gibi, tasarım problemimiz sıfırdan bir eserin bir araya gelişin düzenidir. Yani, ikisi için de farklı ölçülerde yaratı söz konusudur. Örneğin bir romanda, bir senaryo vardır ve bu senaryonun deneyimlerini okuyucuya aktarmak için oluşturulan ana karakterler ve tipler vardır. Yani ortada bir hikâye söz konusudur. Hikâye ve mimarlık… Neden bir binanın hikayesi olmasın? Kurgu ve senaryo edebiyatta olduğu kadar mimarlıkta da oldukça önemlidir. Söyleşide konuklardan biri ve aynı zamanda ODTÜ Mimarlık Fakültesi Öğretim Görevlisi olan Celal Abdi Güzer, mimarlıkta bir yapıyı obje / nesne haline getirmeden hikayesiyle, içinde olanlarla yorumlarız demişti. Bu cümleyi kendime göre şöyle yorumluyorum; bir yapının neye ihtiyacı olduğunu ve bu ihtiyacın nedenini sorgulamak aslında bize yapının hikayesinden parçaları okumamızı sağlar. Bu nedenler ve nasıllar bizi parçadan bütüne yani yapının hikayesine götürür. Ve bu sürece bütünden yani hikayesinden baktığımızda da parçalar gözümüze batmaz ve hikayeyi okumamıza yardımcı olurlar. Ayrıca bu hikayelerle ve senaryolarla hayatın birçok alanına değinme gücüne sahip iki sanat dalı da. Örneğin bir roman okuduğumuzda hayata başka insanların gözünden bakma fırsatı bulabiliriz. Yazarın romandaki bir karakteri romanın bir parçası yaparkenki amacını sorgulayabilir ve nedenini bütüne bakarak anlayabiliriz. Mimarlıkta da zaman zaman aynı sorgulama yöntemiyle cevaba gittiğimiz olur. Mimarlıkta ve edebiyatta karakterlerimiz olabilir ve bu karakterler bize bir şeyler anlatmalıdır. Hikaye, senaryo bu anlatılanların toplamıdır; bütünüdür. Bu nedenle bir yapının hikayesi olması önemlidir. Bize bir şeyler anlatması bizim onu bir bütün olarak anlamamıza ve mimarın bu eseri tasarlarken geliştirdiği düşüncelerini okumamıza yardımcı olur. Yani benim burada düşündüğüm şey, mimarlığı edebiyatla ilişkilendirmek aslında bize hiç tanışma fırsatımız olmayan ve bizden daha önceki dönemlerde yaşamış olan öncü mimarlar arasında bir diyalog oluşturmasına yardımcı olur. Tüm bunların yanı sıra, bu öncü mimarların birçoğu aynı zamanda edebiyatla da ilgilenmiştir. <<Mimar ve yazar olan Matteo Pericoli, Turin İtalya’daki Scuola Holden ve New York Amerika’daki Colombia Üniversitesi Sanat Okulu’nda yazarlık programında yazar adaylarını mimarlık öğrencileriyle bir araya getirerek edebi metinleri mimari mekânlara dönüştürmeleri için çalıştırmıştır. Amaç bir “boşluk” etrafına tasarım yapan mimarlık kültürünün yazar adaylarının zihninde yeni bakış açıları getirmesidir(1).>> Mimarlığın ya da edebiyatın tarihine baktığımızda bunun gibi örnekleri görmemiz oldukça mümkün. Yani, mimarlık ve edebiyat tarih boyunca etkileşim halinde olmuştur ve olmaya da devam etmektedir. Bunların yanı sıra, naçizane tavsiye olarak yine yazımın başında bahsettiğim CerModern’de yapılan söyleşinin teması ve “Edebiyatta Mimarlık” adlı Nevnihal Erdoğan ve Hikmet Temel Akarsu çalışmasının ürünü olan kitabı okuyabilirsiniz.

Referans : XXI Dergisi, Hacıömeroğlu N., Mimarlığın Edebiyatla İşi, Şubat 2017

 

 

 

YAZI Hatice Öz/TEDU

hatice.oz@tedu.edu.tr

GÖRSEL Eylül Tombakoğlu/TEDU

Eylül.tombakoglu@tedu.edu.tr

0