Uzaktan Kent Deneyimi

Birkaç yıldır bizi bütün alışkanlıklarımızdan, normallerimizden koparan pandemi ve kısıtlamalar bizleri yalnızca evlerimize kapatmakla kalmıyor aynı zamanda kentteki deneyimlerimizi de kısıtlıyor. Kentin sokaklarında rahatça yürümek, gözlemlemek ve ilmek ilmek kendi deneyimlerimizi işlemek neredeyse bir hayalden de öte gibi geliyor artık bana. Güvenli olduğunu düşündüğümüz evlerimizden çıktığımızda bile aklımızda olan düşünce eve dönüşümüz olmaya başlamışken yürüyüşlerimiz hızlanıyor, deneyimlerimiz kentin hızlı akışının gölgelenmiş seslerinden daha öteye gidemiyor. En son ne zaman çevremdeki insan akışından tedirginlik duymadan, rahat bir şekilde sokakları deneyimlediğimi hatırlamıyorum açıkçası. İşte bu yüzden, kentten uzak kaldığımız günlerde bu deneyimler için alternatifler aradım.

Konuşma seslerinin baskınlığı yerine hareketlerin, eşyaların sesine odaklanan ASMR videoları son birkaç yılda hepimizin önüne birçok mecra üzerinden çıkmıştır; öyle ki, bu tarz videolardan kaçınmak oldukça imkansız hale gelmeye başladı. Özellikle de hepimizin evlerine kapandığı bu uzun süreçte ASMR içerikli videolar belki de pek çoğu için durumu rahatlatan büyük etmenlerden biri oldu. Öte yandan, gezi günlüğü olarak kullandığı blogunu daha öteye taşıyan Good City Guides’ın ürettiği içerik bizi kapalı kaldığımız evlerimizden alıp olmayı hayal ettiğimiz şehirlere, mekanlara bu basit sesler üzerinden taşıyor: Good City Sounds.

Uzun bir süredir ev dışında yaptığımız aktiviteler fazlasıyla kısıtlanmışken Good City Sounds podcast’i Barcelona ve Paris ağırlıkta olmak üzere pek çok şehirden, farklı aktiviteleri işitsel olarak deneyimlememize olanak sağlıyor. Yapmamız gereken tek şey podcast’i açmak ve kendimizi karantinanın olmadığı, sevdiklerimizle dolu bir hayale bırakmak. Evinizin güvenli dört duvarı içindeyken bir anda kendinizi insanlarla çevrili olduğunuz, küçücük mekandaki bütün sesleri bastıran makinelerin çalıştığı bir kafede, arkadaşlarınızla birlikte güzel bir kahve içtiğiniz yağmurlu bir Londra’da bulabilirsiniz belki; belki de sabahın erken saatlerinde bisikletinizle işinize gittiğiniz Amsterdam’da.

Birçok görüşmenin online olduğu, insanların seslerini bilgisayarlarımızdan duymaya alıştığımız günlerde bizi birkaç dakikalığına da olsa eski günlerimize, “eski normalimize” götürüyor Good City Sounds. Podcast kentsel deneyimimizin işitsel tarafını doldururken, görsel kısmını bizim hayal gücümüze bırakıyor. Öte yandan, dört duvar arasındaki sakinliğe alışmışken podcast’in içeriği bizlerin önceden bu seslere, gürültüye nasıl katlandığımızı sorgulamamızı da sağlıyor.

Bir diğer alternatif de, tıpkı Good City Sounds gibi, bizi farklı şehirlere götüren Ten ve Taş. Ne var ki, sosyoloji profesörü olan yazar Richard Sennett kitabında bizlere podcast’te olduğu gibi doğrudan bir kentsel deneyim sunmayı amaçlamıyor; bir gezi kitabı değil yani. Sennett’in derdi, kentlerin farklı zaman dilimlerinden aldığı kesitlerle insan bedeninin kentsel mekan tasarımda nasıl etkiler bıraktığını anlatmak. Bunu yaparken de bizi Antik Atina’dan Rönesans Paris’ine, Pagan Roma’dan günümüz New York’una kadar götürüyor; bir yandan da ritüellerin, sanatın, kültürün, din ve ekonominin toplumu şekillendirmesini ve hepsinin temelinde de insan hareketleriyle kentin ilişkisini derinlemesine inceliyor. Gerek Sennett’in dili gerekse ten ve taş arasındaki ilişkiyi anlatmak için verdiği örnekler bizi istediği farklı zaman dilimleri içerisindeki farklı şehirlere de beraberinde götürüyor. 

Sennett, dönemin insanlarının kültürü, inançları, ekonomisi ve idaresi üzerine yaptığı açıklamalar bize daha geniş bir gözlem imkanı sunarken bahsi geçen zamanda, toplumun arasına karışan gezginlere dönüşen okura rehberlik ediyor. Antik Atina’nın sokaklarında yürürken toplumun teşhir, çıplaklık ve cinsiyet anlayışının Atinalıların kent mekanlarını nasıl geliştirdiğini bilerek dolaşıyor, Agora’daki tartışmaların içine dahil oluyor veya antik çağda kadın olmayı düşünerek ritüellerinin bir parçası oluyoruz. Roma’nın kentsel tasarımındaki belirli kuralları öğrendikten sonra Pagan Roma’da teatral bir deneyimle Panteon’u ziyaret ediyoruz. Kültürlerin kesişim noktası olan Venedik’te bir yabancı olmayı farklı toplumlardan ele alsa da, tecrit edilen Yahudilerin hayatlarına ve Getto’lardaki yaşantının içine bizi de dahil ediyor. Ayaklanmaların giderek ateşlendiği Paris’te, devrime giden yolda ekonomi ve dinin insanlara ve kente etkisinden bahsedip beraberinde bizi 18. yüzyılın sonundaki Ekmek Ayaklanması’nın içinden geçiriyor. En sonunda da devrimden sonra toplu ve bireysel insan hareketlerinin yeniden değerlendirilmesiyle gözden geçirilen Londra ve New York’a ziyarette bulunuyoruz. 

Bilimin, insanların ve toplumun adım adım gelişimini takip ederken bir yandan kenti nasıl geliştirdiğimizi, değiştirdiğimizi anlatan Sennett bir yandan da büyük kentte yaşayan pek çoğumuzun tecrübe ettiği bir şeye değiniyor: serbestçe hareket eden bireysel beden diğer insanlara dair fiziksel farkındalıktan yoksun olmasına yol açtı. Bu alıntıyı pek çok farklı açıdan ele alabilecek olsak da, en temelinde şunu düşünüyorum: pandemiden önce yanımızda yürüyen insan kalabalığının farkına ne kadar varıyorduk?

Good City Sounds ve Sennett’in Ten ve Taş kitabı bizleri farklı mekanları evlerimizden deneyimleme imkanı sunuyor. Belki böylelikle tekrar eski günlerimize dönene kadar kendimizi seslerin ve kentin tarihsel gelişimi içerisine bırakabiliriz. Her ikisi de kenti uzaktan deneyimleme şansını bize sunsa da, bence asıl önemli olan, deneyimlerken farkına varamadığımız etmenleri bizlerin gözünün önüne seriyor olması.

 

YAZI Seher Begüm Boztepe / TEDÜ
sbegum.boztepe@tedu.edu.tr

GÖRSEL İdil Gökgöz / TEDÜ (Mezun)
idil.gokgoz@tedu.edu.tr

0