Reggae’nin Tasarımsal Olarak Yorumlanması

Leonard Howell, Joseph Hibbert, Mortimer Planno, Vernon Carrington, Charles Edwards, Bob Marley,Peter Tosh… Kimdir bu insanlar? Reggae’nin duayenleri, bestekârları, müzisyenleri, söz yazarları… Çoğu insanın aklına gelen muhtemel seçenekler. Açıkçası benim de aklıma gelen ilk seçeneklerdi, ta ki tasarımın hayatım üzerindeki etkileri belirmeye başlamadan önce.. Hal böyle olunca da olaya birazcık daha tasarımsal yönden yaklaşıp, onlar için birer tasarımcı demenin çokta yanlış sayılmayacağını düşündüm. Sonuçta tasarımda da olduğu gibi müziğinde aslında rastgele bir şekilde üretilmediği, belirli fikirler, kararlar, tercihler ve yöntemlerle yaratılıp, tüm bunlar sayesinde de aynı tasarımda olduğu gibi özgün bir iletişim şekli olan kompozisyonların oluştuğunu düşündüm. Bu kompozisyonların iletişim şekilleri alınan kararlar ve tercihlerce herkes tarafından farklı olarak yorumlanabilir. Bende kendi görüşlerimi paylaşmadan önce bestekârların içinde bulundukları hayatı, Reggae’nin evrim aşamasını ve evrimine neden olan etkenleri paylaşmanın Reggae’yi yorumlamamıza yardımcı olabileceğini düşünüyorum. O yüzden ” Reggae nedir ve nerede doğmuştur?” sorularıyla başlayalım.

Müziğin altından değerli olduğu topraklardır, Jamaika… Hip-Hap, Rap gibi müzik türlerinin atası, Afrika kökenli insanların uzun yıllardır içlerinde barındırdığı eşitlik, sevgi, barış, aşk gibi fikirlerin aslında birer yansıması ve ilk defa Jamaika’dan Dünyaya yayılmış bir müzik türüdür reggae. Bu topraklarda Reggae’nin doğuşu banjo, rumba kutusu, akustik gitar ve mini davullarla çalınan Jamaika’nın yerel müziği Mento ile başlar. Mento, dinlendiği zaman adeta Afrika’nın tozunu toprağını ve kavurucu sıcağını hissedebileceğiniz kıvamdadır ki bunun nedeni temelinde yatan nyahbingi ritmidir. Nyahbingi Afrika kökenli, çok basit bir ritimdir. Basitliğine rağmen yerli halk ritim çalınırken bunun ruhen hissedilmesi gerektiğini söyler çünkü insanın beyniyle ruhu arasında pozitif bir bağ oluşturduğuna inanılır. Ritim kalp atışına oldukça benzer. Bu yüzdende yerliler ona “Hayatın Ritmi” de derler. İlerleyen zamanlarda temelinde nyahbingi’nin hissedildiği mento, radyonun yaygınlaşması ve plak şirketlerinin çoğalmasıyla blues ve rock’n’roll’u kendi bünyesinde harmanlar. Rock müziğin mento ile olan etkileşimi ska adı verilen yüksek tempolu, ritmi rock n roll’a yakın bir ritmi olan müzik türünü oluşturmuştur. Ska, mento’ya göre oldukça hareketli, neşeli ve yüksek enerjili tabiri caizse kurtlarınızı dökeceğiniz bir türdür. Ska 66 yazına kadar popülerliğini korumuştur ancak o dönemin oldukça sıcak geçmesi bu türe olan ilginin azalmasına yol açmıştır. Bu durum sonucunda insanlar, biraz daha ağır ritimli, blues ve caz harmanı, ska’nın evrimleşmiş hali olan rocksteady’ ye yönelmiştir. Diğer türlere göre çok daha hızlı demode olan bu türe Lee “Scratch” Perry’nin senkop ritim, perküsyon ve daha belirgin uzun bas armonisi eklemesiyle de reggae doğmuş olur.

Bir yandan reggae doğmuşken, dikkatimizi şimdi de Kingston’nın nir kenar mahallesi olan Trenchtown’a çevirelim. Trenchtown, 20.yy’de Jamaika’nın içerisinde bulunduğu sosyo-politik sıkıntıların uç noktalarda yaşandığı, Bob Marley, Peter Tosh, Jimmy Cliff gibi reggae’nin önde gelen bestekârların yaşamış olduğu semttir. Haliyle bu semtte yaşamış olan isimlerinde olandan bitenden habersiz yaşamaları oldukça zordur. Çoğu insan gibi onlar da duruma karşı kendi fikirlerini ortaya koyuyor, bunu da daha çok kendi atalarının yöntemiyle, müzikle yapıyorlardı. Gerek atalarının etkisi, gerekse Jamaika’nın durumundan dolayı şarkı sözlerinde politik eleştiriler ve göndermeler, ırkçılığa karşı söylemler, eşitlik, adalet gibi konuların üzerinde ağırlıklı duruyorlardı. Tabii ki her sanatçı gibi bunlarla yetinmeyip insani duyguları da işin içine kattıkları parçaları da oluyor ve bana soracak olursanız bu işi de en güzel reggae ile yapıyorlardı.

Boş zamanlarımı olabildiğince reggae ile geçirmeyi seven birisi olarak, gerek politik, gerekse insani duyguları içeren fikilerin, bestekarların, müzikal açıdan aldıkları kararları doğrudan biçimlendirdiğini düşünmekteyim. Tabii ki de bu biçimlendirme bambaşka yeni türleri oluşturacak kadar fazla değil de birazcık daha reggae’yi zenginleştiren tatlı varyasyonları oluşturacak türdedir bence. Bu  kararlar sayesinde akorların, riff’lerin ve soloların kendine özgü karakter kazandıklarını söyleyebiliriz. Günümüzde kendine özgü olan sayısızca rock’n’roll ritimleri bu varyasyonlara örnek olarak verilebilir bence. Durumu Reggae’ye getirecek olursak en çok dikkatimi çeken özelliklerden bir tanesi, bestekârların genellikle kullanmayı tercih ettikleri majör pentatonik gamlar. Özelliklede lead ve bass line’ların genellikle bu gamlardan türetilmesi reggae’ye has bir özellik gibi duruyor. Bu tercihler doğrultusunda da gamlarla ilgili olan akorlarda aşağı yukarı belli oluyor. Bir çok müzisyenin bu gamları tercih etmesine etken olarak kullandıkları dilin yapısının gösterilebileceğini düşünüyorum. Her ne kadar Jamaika’nın ana dili İngilizce olarak bilinse de, hepimizin konuştuğu İngilizce’den gerek rastafaryan, gerekse geleneksel etkenlerden dolayı oldukça farklıdır. Aslında geçmişte reggae’nin de etkileşim içinde olduğu blues’un hemen hemen aynı konuları işlemesine rağmen farklı türler olmasının bu duruma dair güzel bir örnek olabileceğini düşünüyorum. Tabii ki de bana kalırsa bunun yanında bestkarların içinde bulundukları sosyo-politik durum, yaşadıkları çevre, başlarından geçen olayların etkisi de bu değişime neden olan faktörlerden bir kaçı.

Alınan müzikal kararlara bir diğer örnek olarak, reggae ile beraber tanınmış olan warrior, one drop, foundation, stepper, rub a dub, rockers veya two step gibi ritimlerini sunulabilirim. Bu ritimler aslında Afrika halkının benimsediği Nyabinghi’nin daha hızlı ve modern birer varyasyonlarıdır. Dinlemiş olduğum çoğu şarkıda Rub a dub, stepper ve rockers gibi ritimleri daha çok aşk, sevgi temalı, warrior, foundation gibi ritimleri ise politik göndermeler ve eşitlik kavramı üzerinden mesajlar veren parçalar için tercih edildiğini düşünüyorum. Bana soracak olursanız, yazmış oldukları cümlelerin ritimle olan uyumu ve ritmin insanın ruhunda bıraktığı hissiyatın bu ayrımları yaptığını söyleyebilirim. Çoğu insanın en az bir kere kulak misafiri olduğu Gioachino Rossini’nin, William Tell Overture eserinin final kısmı, bahsetmiş olduğum hissiyat için verebileceğim en iyi örnek olabilir. Benim içinde reggae’yi etkili bir iletişim yöntemi yapan unsur bu gibi. Bob Marley, Peter Tosh, Jimmy Cliff gibi isimlerin, geçmişe ilişkili sözleri. Bu sözlerle seslerin, uyumundan açığa çıkan hissiyat.

Referanslar:

Tayfun Polat’ın “Reggae Bir Özgürlük Biçimi mi?” (Sanatatak, Ocak 22, 2015)

Musa Dede’nin “Batı’nın Kara Lekesi” (Hürriyet, Ağustos 20, 2017)

Randy G.Cleph Kemp “Music Scale”(Quora, Mart 31, 2018)

Nyabinghi: The Rhythm of Life : https://www.youtube.com/watch?v=X9-DA9V70wU

Sezer Şahin’nin “Reggae Müzik Nedir?” (Listenary, Aralık 11, 2017)

Helena Jenkinson : https://sessionstyles221.weebly.com/reggae.html

 

YAZI Semihcan Esin /TEDÜ
semihcan.esin@tedu.edu.tr

GÖRSEL Ataberk Yalçın /TEDÜ
ataberk.yalcin@tedu.edu.tr

0