TANPINAR ve ANKARA

Ankara, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın 1940’lı yılların ikinci yarısında yayımlanan “Beş Şehir” adlı deneme kitabında yer alan şehirlerden ilkidir. Tanpınar’ın Ankara’sı ilk izlenimimle, yüzünde döneminin milli mücadele merkezi olmasını kanıtlayan yara izleri ve bu mücadeleden daha eski tarihlerde var olmasına rağmen milli mücadeleyi bile sahiplenen duruşuyla, hangi semtinden bakarsanız bakın, “Ben buradayım!” diyen Ankara Kalesi’dir. Bunların yanı sıra, Ankara’nın tarihine baktığında yazar, birçok medeniyete, dolayısıyla mimariye de ev sahipliği yaptığını ortaya çıkarıyor. Millî Mücadele döneminden sonra Cumhuriyet’in ilan edilmesiyle birlikte özellikle Ankara’nın Cumhuriyet’in kuruluş merkezi olmasından dolayı o dönemin modernizm ve mimarlık kimliği arayışının olması bir sokağa girdiğimizde şehrin çok yüzlülüğünü önümüze seriyor. Bu çeşitliliğin oluşmasının nedenlerinden bir diğeri de Ankara’nın memur kenti olmasıdır. Yazarın anlattığı ve yaşadığı dönemin Ankara’sı, memur resmiyeti olan ve havasında milli mücadelenin barutu kokan bir kenttir. Bunlara ek olarak Başkent olması da Türkiye’nin diğer kentlerini temsil ettiği anlamını taşır. Tanpınar, dönemin Ankara’sındaki mimari üslup arayışını tek bir sokakta görülebilen Riviera, Baviera, İsveç ve Abdülhamit devri İstanbul ev ve köşkleriyle açıklıyor. O dönemde inşa edilen elçilik binaları da elbette, bu çok yüzlülüğü ve üslup arayışını destekler nitelikteydi. Bunlar bir kenarda dursun, Tanpınar’ı Ankara’nın en çok etkileyen yapısına, Ankara Kalesi’ne, geri dönelim. Satırlarından kaleye çıkan ve kaleden inen yollardan geçerken bile onun heyecanlandığını anlayabiliyoruz. Onu etkileyen buradaki evlerin Ankara’nın şehir kimliğine olan katkısı mı yoksa soba dumanı kokan gri havası mı bilmiyorum. Ya da kaleye çıktığında gördüğü şehrin panoramasıdır. Belki de hepsi. Ankara’nın tarihi sadece Ankara Kalesi ile bitmiyor tabii Tanpınar’ın anlatımlarında. Roma lahit bakantaları, iyonik tarzdaki sütunlar, Greko-Romen arslanlar ve birçok Roma eseri… Tanpınar ayrıca, Selçuklulardan gelen Ahilik Teşkilatlarından kalan camiler ve bu camilerin mihrabında ve minberindeki işçiliğinin ve sütunlarının güzelliğinden bahseder. Öte yandan bazı Selçuklu eserlerinin de yok edildiğine değinir. Aslında anlattığı her tarih ve bu tarihin getirdiği birikimdir Ankara. Fakat günümüzde bile bu kayıpları görmek ne yazık ki hala mümkündür. Tanpınar’ın Ankarası tarih kokmayı, değerlerine sahip çıkmayı ve mimarisindeki üslup çeşitliliğiyle göze batmamayı benimsemiştir. Bugünkü Ankara’ya, kendi gözümle baktığımda, aynı hisleri yaşayamadığımı söyleyebilirim. Kitabı ilk okuduğumda altını çizdiğim tarihi ve mimari eserlerin bazılarının ismini bile duymamıştım. Bu beni oldukça etkiledi. Kitabın yazıldığı dönemin Ankara’sını, Ankara’nın bana göre toplanma merkezi olan Ulus’tan Kızılay’a doğru giden yolda bir iki eserde görebiliyorum ancak. Şehirde hızla çoğalan ve şehri grileştiren çarpık binalar, şehrin tarih kokusuna zarar veriyor. Şunu söylemeliyim ki; Tanpınar’ın Ankara’da en ilgisini çeken yapıya, Ankara Kalesi’ne çıkmadan ve Ulus’un unutulan tarihini gezmeden Tanpınar’ın Ankara’sını gözümüzde canlandırmak biraz güç. Naçizane; Tanpınar’ın Beş Şehir adlı kitabını alın, kaleye çıkın ve surlarına oturun. Kitabın “Ankara” bölümünü okurken her sayfa sonunda başınızı kaldırıp bir bakın. Tanpınar’ı hissetmek o zaman biraz olsun mümkün olabiliyor işte.

 

 

Kaynak : Tanpınar, A. Hamdi, 2011, Dergah Yayınları.

YAZI  Hatice Öz/TEDÜ
hatice.oz@tedu.edu.tr

GÖRSEL  Çağrım Koçer/TEDÜ
cagrim.kocer@tedu.edu.tr

0