Sinema, Mimarlık ve Rem Koolhaas

İkisi de bir olay örgüsüne, bir dizi bölüme ve onları bir araya getiren, ilginç kılan montaja sahip.”

Rem Koolhaas

 

Sinema ve mimarlık, mekânı kullanarak insanları etkileme gücüne sahip sanat dallarıdır. Deneyim odaklı sanatlar olmalarından dolayı da mekânsallığın en yoğun aktarıldığı sanat ürünleri üretirler. Sinema ve mimarlık birbiriyle iç içe olan sanat dalları olmakla birlikte birçok temsilde etkileşim halinde olup, birbirine referans olmaktadırlar.

 

Sinema, öznenin zihninde hiç gidip göremediği caddeleri, sokakları, köşe başlarını görsel yolla oluşturduğu için mekânın deneyimsel boyutunu çok kuvvetli kavrar ve bu yönüyle mimari kültüre ve eğitime katkıda bulunur. Diğer yandan öznenin deneyimleri, bugünün mimarlık eğilimlerinin de merkezinde yer almaktadır. Burada disiplinler arası yöntemlere başvurarak öznenin gerçek mekân algısı ortaya çıkartılır. Bu iki sanat dalının birbirlerine ilham kaynağı olmaları ve aynı zamanda tasarım yöntemlerini ve tekniklerini kullanmaları diğer bir ortak çalışma yöntemidir. Sinema mimarlığı araç olarak kullanırken, mimarlık sinemayı insan bilincinin derinliklerine ulaşmak için kullanır. Tasarım teknikleri açısından her iki disiplin de çerçeve, kamera açıları, kolaj, montaj, bakış açısı, perspektif, çekim ölçeği, ışık, renk ve zaman gibi tekniklerden faydalanır.

 

Sinema ve mimarlık deneyimlerinin farklılaştığı noktalardan birisi ise mekân algısının sinemada görsel olmasıyla sınırlı olup, mimaride görsellikle sınırlı kalmayıp fiziksel olmasıdır. Sinemada mekânın hareket eden bedenle ilişkisini kavramak zihnin derinlikleriyle ilişki kurarken, mimaride mekân, bedenle birebir ilişki kurarak fiziksel yollarla deneyimleme fırsatı sunar.

Sinematografi, “motion picture” yani hareketli görüntü sanatının gelişimiyle birlikte modern dönem mimarlarından Le Corbusier, Jean Nouvel, Daniel Libeskind, çağdaş dönem mimarlarından Rem Koolhaas, Bernard Tschumi gibi isimler de sinema ve mimarlık üzerinde derin ilişkiler kurarak bunları uygulama yoluna gitmişlerdir. Bu yazı da Rem Koolhaas’ın sinema ile ilgisine odaklanıyor. Belirtilmesi gereken ilk bilgi, Rem Koolhaas’ın mimar olmadan önce senaryo yazarlığı yapmış olmasıdır. Mimar, bu iki sanat dalına bakış açısını şu cümlelerle anlatır; “İkisi de bir olay örgüsüne, bir dizi bölüme ve onları bir araya getiren, ilginç kılan montaja sahip.” Buradan yola çıkarak Rem Koolhaas tasarımlarına baktığımız zaman senaryo, montaj ve çerçeveleme gibi sinematografig teknikler kullandığını görebiliriz, Maison Bordeaux yapısında olduğu gibi. Koolhaas bu yapısında engelli bir ev sahibine ve ailesine, ev sahibinin isteği üzerine onun dünyasını anlatan kompleks bir mekân tasarlamıştır. Beklenilen tek katlı bir yapının aksine Koolhaas, yapının merkezinde konumlandırdığı geniş asansör yardımıyla yapının üç katına da rahatlıkla ulaşımı sağlayarak asansörün o üç farklı mekânın parçası gibi hareket etmesini istemiş ve bu özelliğiyle ev sahibi ve ailesi ilişkisine referans göstermiştir. Koolhaas’ın söylemi burada evcil, geleneksel olmanın tam tersi olarak, bir duygusuzluk niteliği taşımaktadır; bu soğukluk bir noktada evcil olmamanın şekli olarak değerlendirilebilir. Koolhaas burada ürettiği senaryo kurgusu ile bilinenin aksine mekânı ve deneyimleri duygularla birleştirerek adeta bir film ortaya çıkartmıştır, bu arada senaryo demişken yapının filmini de izlemek mümkün, “Koolhaas Houselife (2013)”. Mimari tasarım sürecini, senaryo yazma süreciyle özdeşleştiren Koolhaas’ın diğer bir örneği ise, Karlshrure ZKM Sanat ve Medya Teknolojisi Merkezi projesi. Mimar burada medyanın doğası gereği akışkan ve geçici olması yorumuyla birlikte gerçek mekanlarla bağlanmaması sorununu ele alarak, müze yapısının karakterinin sanki bir sinema perdesiymişcesine bina kabuğunda, iç mekânın projeksiyonu olarak gösterilmesiyle aslında içerideki geçicilik durumunu yansıtmak istemiştir. Koolhaas, yapının dış kabuğunu iç mekanlara referans verecek şekilde tasarlayarak, medya ve sanat ilişkisinin tıpkı sinema ve mimarlık ilişkisinde olduğu gibi birbirinden etkileşmelerini sağlamıştır.

 

Özetle, Rem Koolhaas’a göre mimarlık, bilindik bir konut tipolojisinin aksine, senaryo (yapının kurgusu), oyuncular (yapıyı kullanan kişiler) ve seyircilerle (yapının dışardan nasıl gözüktüğü) ilişkili tasarımlar üretmektir.

 

Yazarken çalan: London Grammar – Interlude

 

YAZI Meycan Yeğin
meycan.yegin@tedu.edu.tr

KOLAJ Aylin Aşır
aylin.asir@tedu.edu.tr

0