ÖLÇEKLER ARASI

 Evimde giriş kapısının yanına hem ayakkabı koymak hem birkaç mont asmak hem de anahtar, fatura koymak için taşınabilir bir raflı askı tasarlamaya çalışıyorum bu aralar. Olabildiğince az yer kaplaması, kullanışlı olması, üretiminin kolay olması ve maliyetinin ucuz olması için elimden geleni yapıyorum. Hayatımızın çoğunu geçirdiğimiz evlerimizdeki küçük alanlar için kullanışlı, ekonomik ve iyi fikirlerle çözümler üretmeye çalışıyoruz. Birçok fonksiyonu bir arada bulunduran mobilyalar, dönüşebilen eşyalar, dolap içi ek bölmeler, bölücü duvarlar, farklı depolama yöntemleri… Aklımda bu düşüncelerle Eskişehir Yolu’ndan arabayla geçerken iki yana sıra sıra dizilmiş çok katlı yapılar bir kez daha dikkatimi çekti. Kimisi bir alışveriş merkezi, kimisi bir ofis binası, kimisi ise bir konut binası… Bu binalara evimdeki küçük alanlara yaptığım gibi elimi uzatsam yetişemem ki. Ben onlara baktım, onlar bana baktı. Baktıkça onların gözünde ben küçüldüm, benim gözümde onlar büyüdü.

Başka bir deyişle, ölçekler arası gidip gelen bir hayatımız var.

Büyük olma, büyüme, her şeye hâkim olma…

Küçük olma, küçülme, kompakt bir şekilde bulunma…

Büyük olan her şey iyi midir?

Küçük olan her şey kullanışlı mıdır?

Günlük koşuşturmanın içinde kent yaşamının sunduğu ölçekler arası yaşadığımız bu geçişi çoğu zaman fark etmiyoruz. Fark edenlerin birçoğu da kentli olmanın bir sonucu olarak görüyor bu geçişi. Yavaş yavaş değişen ölçek kavramına kendimizi adapte ediyoruz, benimsiyoruz. Artık ölçekler arası geçiş yapabilme, günümüz bireyinin (özellikle mimarlarının) nitelikleri arasında yer alabiliyor çünkü dünyadaki ölçek kavramı sürekli olarak değişiyor. Oda büyüklüğündeki bilgisayarlar cebimize koyabileceğimiz kadar küçülüyor, anılarımız kalın fotoğraf albümlerinden milimetrik boyutlarda bir hafıza kartına sığacak kadar küçülüyor, etrafımızı görebilmek için kullandığımız gözlük camları göz üzerine direkt yerleştirilen mercekler kadar küçülüyor…

Yaşadığımız kentlerde ise bu durum tamamen farklı. Kent, gittikçe artan sakinleri için yeni bir alt yapı oluşturmaya çalışarak büyümeye hazırlıyor kendini. Artan nüfus, alışık olmadığımız ölçekler sokuyor hayatımıza. Durum böyle olunca büyüklük, mimarlık ortamında tasarımı yönlendiren etken bir durum halini alıyor. Büyük şehirlerde büyük ölçekli kentsel projeler beraberinde karmaşıklık, program, farklı kullanıcı türleri, dolaşım gibi girdileri tasarıma sokuyor. Böylece mimarinin geleneksel örneklerini ve çözümlerini zorluyor.

Büyüklük kavramının, farklı bir anlam ve farklı bir teknolojiyi beraberinde getirmesiyle yapıyı daha anlamlı hale getirdiğine inanıyorum. Ölçek kavramı dışında, büyüklüğün ötesinde bir söylem oluşturmasından, emsalsiz olmasından bahsediyorum; dönüşmeye açık strüktür, kent lekesinde yarattığı esneklik, kule-baza ilişkisinin dışına çıkan çizgiler… Bu noktada çağdaş kent koşullarının mimarlık üzerinde yarattığı emsalsizlik bağlamı üzerine konuşabiliriz. Emsalsiz kelimesi Türkçe‘de eş sesli bir kelimedir; hem benzeri ve öncülü bulunmayan anlamına gelmektedir hem de inşaat alanı toplamını belirtmek için kullanılmaktadır. Emsal, yapının bütün katlar alanının toplamının, parsel alanına oranıdır. Son zamanlarda tasarlanan projelerde bu oran çok yüksek. Görülmektedir ki emsal sadece bir ölçü ifadesi olmanın ötesine geçmiştir…

YAZI Aysu Gürman
aysu.gurman@tedu.edu.tr

GÖRSEL Dilara Özlü
dilara.ozlu@tedu.edu.tr

0