Mimarlık Birinci Sınıfın Şoku: Hatalarla Öğrenmek

Mimarlık eğitimine başlamak ‘sudan çıkmış balığa dönme’ metaforunun oldukça anlaşılır örneğidir. 12 yıl boyunca sadece ezberleyen, sınavlarda rakip eleyen ama hiçbir koşulda üretmeyen bizler, mimarlık birinci sınıfta tam olarak çırpınan zavallı balıklardık.

Genel düşüncenin aksine ise bu durumun nedeni yoğun tempoya ayak uydurabilmek değildi- gerçi kabul edelim, bu da çok büyük bir parçasıydı. Yine de birçoğumuz için asıl sebep sabahlamak değil, bütün bildiklerimizi unutup sil baştan yeniden öğrenmekti. Etrafımızı saran binlerce yapının neden iyi veya kötü tasarlandığını anlamak, iyi zannettiğimiz şeylerin aslında mimarlığı katlettiğini öğrenmek ve bütün bunları hata yaparak anlamak

Tuhaf bir süreç, özellikle de birinci sınıfta hata yapmanın bizlerin en çok korkutan şey olduğu düşünülürse. Ama belki de tam da bu sebep yüzünden, perdenin arkasını görmek kolaylaşıyor. Mimarlığın düşünülenin aksine bina tasarlamaktan öte bir kavram olduğunu algılamak, kişiye nadiren sağlanan bir özgürlük bahşediyor. Yaptığımız hatalar sayesine “Bu yanlış, bunu bir daha yapma.” üzerinden değil, “Bu böyle olduğu için zayıf, bunu şu şekillerde düzeltmeye çalışmalısın.üzerinden öğreniyoruz.

Durumumuzun belki de en can alıcı noktası bu; bütün hayatlarımızı kalıplar içinde, hata yapmanın affedilemez bir suç olduğuna inanarak yaşıyoruz, ama dünya üzerinde en çok üretme kabiliyeti gerektiren bölümlerden biri olan mimarlık bize her şeyi yaptığımız hatalar üzerinden öğretiyor.

Soru şu: neden? Neden dünya üzerindeki yüzlerce alandan çok azı bu şekilde bir eğitim sürecine ihtiyaç duyuyor? Esasen bir tasarım problemi bir fizik probleminden farklıdır. Uygulanması gereken tek bir formül yoktur; soruna çözüm üreten, hepsi birbirinden farklı ama hiçbiri yanlış olmayan tasarımlar vardır. Tek bir doğru değil, sınırsız sayıda doğru vardır ve bizim amacımız kendi tasarımsal bakış açımızı yansıtan doğruyu bulabilmek. Bu da kendimizi eğitim sürecine dâhil etmemizi ve hatalar yapıp bu hataların sebebini görmemizi gerektirir.

Bu durumu kavrayabilmek için mimarlık eğitiminin yapı taşları olan “stüdyo” ve “kritik”lerden bahsetmeliyiz. Stüdyo adını duyanlar genelde bu kavramın bir konuma değil bir sürece karşılık geldiğini bilmezler. Stüdyoda olmak o alanda vakit geçirmek değil, üretim halinde olmaktır. Sonuç olarak üretilen tasarımlar ise kritiğe çıkar, birçok eleştiri alır ve yeniden stüdyoya döner. Bütün bu süreç düzenli olarak yaratma, yaratırken de öğrenme üstüne kuruludur. Stüdyo kritiklerinde kötü tasarımın neden kötü, iyinin neden iyi olduğunu anladığımız an işler değişir ve yaptığımız hatalar yolumuzu aydınlatır.

Birinci sınıfın ikinci döneminde malzeme ve eleman kısıtlaması olmadan başladığımız projede, üstünde durulabilen her yüzeyi mekân kabul eden bir tasarım yapıyorduk. İlk çalışmalarımızda tasarım fikrini anlayamadığımız ortadaydı, buna rağmen en net hatırladığım şey tasarımımın başarılı mekânlardan oluştuğunu düşünmemdi. Birkaç ay önceki halime ben bu kadar gülüyorsam hocalarımızın yaşadıklarını hayal bile edemiyorum. Sonuçta bu bilince varmam ve tasarımımın neden yanlış olduğunu kavramam onların kritikleri sayesindeydi.  Tasarım yapmak kesinlikle kolay bir iş değil; sabır ve kendini sorgulamayı gerektiriyor. Bir anda sorunu çözüp doğru cevaba ulaşamayacağımızı ve yaptıklarımızın tek bir formül yerine yapılan onlarca eleştiri üzerinden gelişeceğini kabullenmek gerekiyor.

Bütün bu zorlu süreç ise beklentileri karşılıyor. Mimarlık eğitiminde de aynı probleme herkes farklı bir cevap üretiyor, ortaya onlarca farklı tasarım çıkıyor. Bu sonuç ise hatalar üzerinden tasarımların geliştirilmesi ile ortaya çıkıyor. Alışık olduğumuz sistemden farklı, değil mi? Belki hem öğretim hem de öğrenim kanadındakiler için daha ağır bir tempo gerektiriyor, daha çok emek istiyor. Yine de buna değiyor. Yılın başında hata yapmaktan korkan birinci sınıflar yılı hataları üzerinden olabildiğince çok şey öğrenmeye çalışarak bitiriyor, kazandıkları bakış açısı ise ömür boyu onlarla kalıyor.

 

YAZI Asya Büyükerk/TEDÜ
asya.buyukerk@tedu.edu.tr

GÖRSEL Alperen Gümüş /TEDÜ
alperen.gumus@tedu.edu.tr

0