MİMARİ BENLİĞE YOLCULUK

Yeşilliklerin dalgalandığı bir yerde açtım gözlerimi. Gölgeler tanıdık değil, su ise mavi. Etrafıma o kadar yabancıyım ki nerede olduğumu bilmiyorum. Ama bu ekinler bir şeyler çağrıştırıyor bana.  Burası doğduğum yer. Ama yanımda ovaları adımlayan devler yok. Her yanım nilüfer, yüce bir mavilik karşılıyor beni. Altından tüyleri olan bir çift cam göz yanıma ilişiyor. Ben uyandıkça tanıyorum, tanıdıkça anlıyorum. Burası benim dünyam değil? Peki nasıl olur? Ne oldu da buraya, yani başka bir evrene geldim? En ufak bir detay, hatırlamama yardım edebilir. Rüzgar. Derime işliyor. Her bir esinti eski bir anı getiriyor gözüme. Hatırlıyorum.

Çantamı hazırlayıp yola çıktım. Çocukluğumdan beri tutkunu olduğum bu his yüzünden yollarda bildim kendimi. Her zaman. Gezdim, gezerken sezdim. Tutkum? Ben yaratırım. Yarattığımı analiz eder, onunla diyarları endamlarım. Her yol bir öğreti olur benim için. Her adım bir mihenk taşı. Adımladığım her fikir bir tez koydu karşıma. Çoğu zaman bir başkasının düşüncelerini benimle dans ederken hissettim. O kadar yoğunlaştım ki kendimi soyutlamaya başladım. Soyutladıkça algım değişti ve gelişti. Meçhul boyutlara yelken açtım. Sonsuz sayıda yer gördüm, her yerde sonrasızlığı aradım. Buna uzaklaşmak da denemez, sınırsız olmak da. Lakin bu algımı değiştiren evreni size anlatmam lazım. Çok şey yaşıyorum ve her ana odaklanmak çok zor oluyor. Sıralamalı, düzene sokmalıyım. Kaos düzen getirir.

Burası pembe-kırmızı bir günbatımına sahip.  Yürüyorum anlamlandıramadan. Baktıkça etrafıma, her saniye bin parçaya ayrılıyor ve ben imkansıza sürükleniyorum. Karartılar yerini manzaraya bırakıyor. Bunu hatırlıyorum. Sanki bir şey beni çağırıyor ya da bir yere ulaşmam gerektiği bana bildiriliyor. Sahneler o kadar hızlı değişiyor ki kaldığım anı başlatanın ya da bitirenin ne olduğunu kestiremiyorum. Sadece izliyor ve eşlik ediyorum. Çok şiddetli bir baş ağrısı net bir görsel sunuyor bana. Bir aynanın önünde olduğumu anımsıyorum. Beton duvarlar arasında gezerken toz olduğumu. Erimiş demir olup aktığımı, cam olup gösterdiğimi hatırlıyorum. Buraya nasıl geldiğimi anlamaya çalışıyorum. Her adımda ısınıyor parmak uçlarım.

Griliklerle dolu bir mekân bulunduğum yer. Burada zaman yok.  Brutal bir ruh burada hayat bulmuş, form olup içine almış her bir kişiyi. Deneyimlenen şey ise zaman ile mekânın birbirinden hem bu kadar ayrı olup hem de nasıl aynı ortamda barınabildiği. İşte ben, yaratıcı, deneyimleri sonuna kadar zorladım, kırılasıya eğdim. Bir duvarı konuşur hale getirdim. Tavanları yere akıttım, camları ise ışığa boğdum. Mekânları birbirini tanıyabilecek aralıklarda tuttum, her birini değiştirdim.. Eğilmez denen formları ikna ettim ve onları işledim. Her birini, ince ince. Yerçekimine boyun eğdiler, onları kışkırttım. Genel anlayıştan uzak yetiştirdim her bir çizgiyi. Ben, yaratıcılığın sınırlarını zorladım. Uyumsuzluğu güzel kıldım. Sonrasızlığı akıttım bu duvarların içine.

Yürürken boşluklara rastladım. Adımlarımı saymaya, güvensizlik duymaya başladım. Sanki ilerlediğim yer, içimdeki dünyanın formlara yansımış haliydi. Boşluklar büyüdü, eksik kaldı duvarlar. Değiştiriyordum, değişiyordum. Kırıklıklar kendini gösteriyordu. Aşağı düşen parçalardan geriye kalan her şey yeni bir fikir oluşturuyordu. Dekonstraktivizm adını koyduğum yeni deneyimim yokluk üzerine kuruluydu. Olmayan yapıları fikirler ve çevre ile bağlayarak bütüne vardırmaya çalışıyordum. Hiçlik o kadar yoğun oluyordu ki bazen deneyimin kendisine yabancılaşıyor, onu tanımaz hale geliyordum. Lakin onun öyle bir doğası vardı ki… O eşsiz ve özgün olan bir anlayıştı. Kendi kuralları vardı. Fikir alışverişine karşıydı. Doğasını kabul etmemiz onun ilk kuralıydı. Organik formlara yeni kapılar açtım. Ayırdığım her eleman kendi benliğini çevresine kabul ettirdi. Her parça birbirine oturdu ve aynı zamanda hepsi de birbirini anladı.

Ama hayallerime tam ulaşamamıştım. Çünkü size aktarmam gereken bir deneyimim daha var. Ben hiçbir zaman olgulara inanmadım. Bilimin cevap veremediği, çözüm bulamadığı yerleri gezmekten hep mutluluk duydum. Ama bilimi de her zaman yanımda tuttum. Ben rasyonel bir insanım. O yüzdendir ki formlarım hiçbir zaman fonksiyondan yana olmadı. Onlar hep özgürdüler. Hiçbirine pranga vurmadım. Vurmadım ki aktardığım bu deneyimler boşa gitmesin. Lakin hiçbir zaman da fonksiyonu formlara uydurmaya çalışmadım. Bu hayatın kuralı. Bu fikirler kol kola gezmediği takdirde hiçbir şey ifade edemezlerdi. Beraberlik. Size anlatmak istediğim işte bu. Fikirler uyuşmalı. Hiçbir şeyin bir başka şeyi domine edemeyeceği kabul edilmeli. Bunu şimdi anlıyordum.

Tıpkı şu an karşımda duran kişinin kim olduğunu anladığım gibi… Benliğim karşısında duran bir hayalet. Buraya geliş sebebim. Gelecek hatalarımı engellemek için boyutlar adımlamış bir zaman yolcusu. Kendimi nasıl burada bulduğumu anlamaya çalışıyordum. Gri duvarları aştım, boşlukları kendime arkadaş ettim. Her durak bir şey öğretti ve ben bir bir anladım. Parçalar birbirine oturuyordu. Ben başka bir dünyada değildim. Aynı yerdeydim. Ama algım öyle bir değiştirilmişti ki evrenimin renkleri kaybolmuş ve başka bir şekilde karşıma çıkarılmıştı.

‘‘Bil ki bu sensin. Yarattığın her şey sensin. Ben senim, sen bensin.’’

O kadar saf bir formdaydı ki onun kim olduğunu oracıkta anladım. Gelecek düşüncelerimin oluşturduğu ben. Bu akıl almazdı. İnanılmaz bir şeydi. Ona yaklaştım. Göz bebeklerim birer evren oldu, fikirler canlandı. Yeni formlar hayat buldu. Beton yeşerdi, mekân ışıldadı. Yaklaştıkça o ben, ben ise o oldum. Birleşti fikirlerimiz. O geçmişini anladı, ben ise geleceğimi. Bu güne kadar atmakta çekindiğim her adım, bana korkmamamı söyledi. Zihnimde canlandı bulunmamış diyarlar…

Ve uzakta gün ağardı. Gözlerimi açtığım o çayıra, yani evime yürüdüm. Yolda başımdan geçenleri düşündüm. Artık o yoktu. O yoktu ama onu sezebiliyordum. Çünkü o bendim. Eve girdim ve odama gittim. Yatağıma uzandım ve başucumda duran kitabın bir sayfasını rastgele açtım. Bütün ılımanlığıyla bir söz karşıladı beni ve orada anladım bana verilen hediyeyi…

 

‘‘An eye for an eye will only make the whole world blind.” 

 

YAZI Ekin Arca Çavuşoğlu/TEDÜ
earca.cavusoglu@tedu.edu.tr

GÖRSEL  Doğa Öykü Önen/TEDÜ
doyku.onen@tedu.edu.tr

0