MEKÂN-İnsan/Karşılıklı bağımlı bir ilişkinin tek tarafı…

Sözel olmayan bir iletişim biçimi olan mimarlık, üretilmiş olduğu kültürün sessiz, ama bireylere aktardıklarıyla ve onları etkileme gücüyle oldukça etkili olan bir yansımasıdır. Oluşumu insanın barınma gibi çok temel ve karmaşık olmayan bir ihtiyaçtan gelse de yapılar, değerlere ve duygulara anlatım kazandırır. Belki de bundan dolayı, mimarlık diğer sanatlardan öne çıkar insanın davranışlarını, duygularını etkileme konusunda.

Mimarlıkta en temel ögelerden biri “mekân”, bireylerin karşısına farklı biçimlerde çıkmakta ve mekân-insan ilişkisi de bu anlamda birçok farklı şekilde oluşmaktadır. Diğer bir yandan zaman faktörü de bu ilişkiyi etkilemiş ve şekillendirmiştir. Mağaralardan müstakil evlere, apartmanlara, günümüzde ‘rezidanslara’ doğru bir ilerleme içerisinde olan mekân oluşturma süreci tarih içerisinde değişerek mekân-insan ilişkisinde büyük bir rol edinmiştir.

Mekân-insan ilişkisini incelerken “mekân” kavramının içinde bulunulan yeri ifade eden, daha elle tutulur tanımının yanı sıra; onun daha soyut ve felsefi yönünün düşünülmesi uygun olacaktır. Mekanların kendilerine has enerjisi ve bu enerjinin bireylere yansıması o kadar kuvvetlidir ki insanın bakış açısını, yaratıcılığını hatta yaşama biçimini değiştirmesi çok olağandır. Dünya üzerinde bir şehre, kasabaya hatta sadece tek bir yapıya ait, oradan esinlenerek yazılmış çokça eser vardır. Ama bazı mekanlar vardır ki hakkında birçok yazar, şair, insan dile gelmiştir. Edebiyatımızda İstanbul üzerine yazılmış eserlerin çokluğu ya da Paris’in filmlerde, kitap sayfalarında epeyce karşımıza çıkması gibi. Böyle mekanlarda eserin çıkışı, yaşanmışlıkların, anıların yanı sıra belki de mekânın enerjisindeki edebi yoğunluktur. Benzer şekilde insanın o anki ya da uzun süreli duygularında da mekanların enerjisinin tesiri küçümsenemez. Bazı mekanlar birtakım duyguları bastırırken bir diğeri size esas olarak onu hissettirebilir.

İnsanın mekân kavramı içerisinde kendi yerini bulması ile devam eder mekânın insan üzerindeki etkisi. 1920’li yıllarda Bauhaus ekolü ile birlikte gelişen bireysel yaratıcı değerler bireysellik kavramını ön plana çıkarmıştır. Bu da tercihleri etkilemiş ve bireyin mekân içindeki yerini sorgulamasında rol oynamıştır. Peki mekân içinde bireyin kendisine yer bulması nasıl gerçekleşir?  Bunun için insanın değerlerine, benliğine göre bir “nokta” koymaya gereksinimi vardır. Sosyolog Pitirim Sorokin’in sınıflamasında bahsettiği üç şey vardır; anlamlar, araçlar ve insanlar. Sorokin her sosyokültürel olgunun bu üç boyutu da taşıdığını söyler. Anlamlar yani değerler, bu değerlere sahip olacak insanlar ve araçlar. Araçları mekân boyutu olarak tanımlar Sorokin ve bunu kavramın mimaride cisim haline gelmesi olarak açıklar. Bu sebeple değerler, zaten iç içe olan mekân ve insan ilişkisinde bireyin kendi yerini bulması konusunda önemli bir noktada durmaktadır.

Mekân-insan ilişkisinde insanın mekândan etkilendiği kadar, mekân da insan sayesinde gelişmekte, değer kazanmaktadır. İki kavram tek tek, ama birbirine bağımlı düşünüldüğünde ilişkinin kuvveti daha da ön plana çıkmaktadır. Henry Ford’un dediği gibi “Bir araya gelmek başlangıçtır, bir arada durabilmek ilerlemedir, birlikte çalışmak başarıdır.”

YAZI İlayda Genç
ilayda.genc@tedu.edu.tr

KOLAJ Doruk Atay
gdoruk.atay@tedu.edu.tr

0