Kentleşmek ya da Kentleşmemek / Kentleşmek. Ama Ne Uğruna?

YAZI İlayda Genç
ilayda.genc@tedu.edu.tr

KOLAJ Nilay Karaköy
nilay.karakoy@tedu.edu.tr

Gözlerimizi kapatıp olmak istediğimiz yeri hayal edelim bir dakikalığına; gözlerimizin görmesini istediği şeyler, kulaklarımız için güzel bir melodi olacak olan sesler ile tam bir betimleme… Ne düşünürdük peki? Boy boy apartmanlar, fabrika dumanları, yeşilden yoksun hatta temiz tek bir nefesten yoksun bir alanda mı olmak isterdik; yoksa yine başımızı sokacak bir yuva, bir yapıyla birlikte doğa ile iç içe olmak mı? Sanıyorum ki tercihlerin ne yönde olacağını hepimiz tahmin edebiliriz, buna rağmen çarpık kentleşmeden de uzak duramıyoruz…


Kentleşme en geniş anlamıyla kent sayısının ve kentteki nüfusun artması demektir. Detaya inmeden önce kenti, hatta kentin diğer bir ifadesi olan ‘kırsal olmayan’ söz dizisindeki kırsal kelimesini biraz inceleyelim. Kırsal kesim, ekonomisinde tarımsal çalışmanın baskın geldiği nüfusun büyük bölümünün tarımla ve hayvancılıkla uğraştığı yerleşim birimleridir. Kent ise aksine tarımsal etkinliklerin olmadığı, nüfusun büyük çoğunluğunun sanayi, ticaret alanlarında çalıştığı yerleşim yeridir. Köyden kente göçler sonucu kentsel nüfus artar ve bu da kentleşmeyi doğurmaktadır; ama tabii ki kentleşme sadece nüfus akını şeklinde sınırlandırılmamalı, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal yapı da dikkate alınmalıdır. Kentleşme ekonomik, siyasal, teknolojik nedenlerden dolayı gerçekleşebilir ama bu yazının vurgulamak istediği asıl konu kentleşmenin nedenlerinden değil, kentleşme sonucu ortaya çıkan sorunlardan biridir.

 

Kentleşme, gerçekleştiği kentte yaşayanları ilgilendirdiği gibi diğer kentlerde yaşayanları da etkilemektedir. Kentleşme süreci çeşitli nedenlerden ötürü hızlandırılmaya çalışıldığında çarpık kentleşme ortaya çıkabilir ve bu durum ülkeyi birçok yönden olumsuz etkiler. Ekonomik açıdan sıkıntılar oluşabileceği gibi ulaşımda aksaklıklar, altyapı yetersizliği sebebiyle elektrik kesintileri, su baskınları ve toplumsal mutsuzluk görülebilir. Ancak çarpık kentleşmenin benim için en bariz ve mühim olumsuzluğu doğaya olan etkisidir. Kentleşme bilinçli ve planlı bir şekilde yürümediği zaman sonunda verimli tarım arazilerimiz yerleşim alanlarına dönüşmekte ve israf edilmektedir. Hayvanların yaşam bölgelerine müdahale edilip, orman alanları bir an bile düşünmeden yok edilebilmektedir. Atatürk Orman Çiftliği’nde yaşanan katliamın mahkeme kararıyla bile durdurulamamış olmasının yanı sıra şimdi de ODTÜ Ormanı -ki Ankara’nın son büyük ormanı olan 1.Derece Doğal Sit Alanı’dır- ‘halka açılarak’ maalesef ki aynı dehşet sona doğru sürüklenmektedir. Peki, gerçekten istediğimiz bu mu? Rezidans ve yaşam merkezlerinin daha çok tercih edilmeye başlandığı bu günlerde farklı farklı projeler hazırlanmaktadır. Pazarlamanın önemli araçlarından biri olan reklam sektöründe çokça rastladığım ‘doğal alan’ söz dizisi biraz sahte, komik geliyor sanki… Bizim tarafımızdan yok edilen alanlar sonrasında kıymetlenip insanların yaşadıkları bölgede aradıkları bir özelliğe dönüşüyor.
Bütün bu orman katliamlarından sonra önümüze sunulan ‘doğa parçacıkları’ size yeterli geliyor mu bilmiyorum ama yok edilen ormanlarımızın geri dönüşü asla olmayacak. Unutmamak lazım ki klişe ama oldukça gerçek olan bir şey var, doğa bize değil biz doğaya muhtacız.

 

0