İYİ Kİ VARSINIZ!

Merhaba sevgili okur!

Bu ayki yazımı yeni ve taptaze bir mezun olarak yazıyorum! Daha yeni püskülümü çevirdim, kepimi havaya attım. Heyecanlıyım, mutluyum ve biraz da endişeliyim… Tüm bunları bir kenara bırakıp dört sene boyunca neler yapmışım bir hatırlamak istedim, sizlerle paylaşmak istedim. İlk stüdyoya girişim, ilk çizimim, ilk maketim… Hepsi bu ayın yazısı olmayı çoktan hak etti gibi geldi bana! Neyse ki tüm bunların sonunda geçen her anıma, İYİ Kİ diye seslenebiliyorum!

            İYİ Kİ çatı katındaki ilk stüdyomuza, o ilk adımı atmışım! Nasıl da habersizim olacaklardan! Stüdyoya açılan cam kapı, sanki beni bir daha çıkmak istemeyeceğim bir dünyaya soktu:) O stüdyonun yeri bende -hatta stüdyodaki arkadaşlarımda da- ayrıdır. Orayı çok sevmiştim çünkü kendimi ait hissedebileceğim bir alan tanımlayabilmiştim; duvarlara astığım çizimlerim, maketlerimi koyduğum raflarım… İlk senenin bitmesiyle o stüdyodan ayrılışımız, gerçekten derin bir hüzün yaratmıştı hepimizde. Hiçbirimiz bırakmak istememiştik orayı. İşte o zaman fark etmiştim mimarlığın kuvvetini; insanlar yaşadıkları mekanlara alışıyorlardı ve bırakmak istemiyordu.

Okuldaki ilk stüdyo günü (günlerden salı) “assignment sheet” (ödev kâğıdı) ile tanıştım. A4 kağıdının yarısı büyüklüğünde başlayan bu kağıtlar, sınıf atladıkça tam bir A4 kâğıt olmaya; hatta zımbalanmış bir sürü kâğıt olmaya başladı. Başlarda istenileni anlamak için defalarca okurdum ama sonra kavradım ki, işin özü cümlelerde saklı olan anahtar kelimeler!  İYİ Kİ anahtar kelimelerin önemini anlamışım! İşte o ilk ödev kağıdında yapmamız istenilen, elli santimetreye yetmiş santimetre büyüklüğündeki bir beyaz kartonu kullanarak vücudumuza bir uzuv eklemekti. Ben boynuma bağlayarak kullanabileceğim bir önlük yapmıştım. Amacım; kıyafetlerimizi korumaktı. Fakat unuttuğum şey şuydu; insanlar büyüdükçe önlük takmazdı ki! Ayrıca kâğıt, üzerine dökülen bir şeyi altına da geçirebilirdi. Ara sıra hala düşünüyorum; şimdi olsa ne yapardım?

İlk çizimimi hatırlıyorum; verilen bir Unite d’Habitation görselini yatay veya dikey çizgilerle tarayarak soyutlamak. Stüdyoda ilk öğrendiğim kelime, SOYUTLAMAK. İnanın, soyutlamanın ne olduğunu ve nasıl kullanıldığını çok sonra anlıyorsunuz! Daha soyutlamanın ne olduğunu tam anlayamadan çizimi soyutlamam gerekiyordu. En zoru, kâğıdı çizim masasına düz olarak yapıştırdıktan sonra ilk çizgiyi çekmek. Peki yatay mı yoksa dikey mi taramalıydım? Gerçekten çok zordu. Neyse ki çizimlerimizi teslim etmeden önce kritik alma şansımız olmuştu. Nasıl mutluyum! Kendimden ve yaptığım çizimden o kadar eminim ki! Kritikte duyduğum ilk cümle, “Aysu, sen çizmesen de olur sanki… Bırak istersen…” İYİ Kİ moralim bozulmuş! Yoksa öğrenemezdim yaptığım çizime ve makete âşık olmamayı. O çizimi eve götürdüğümde annem, mimarlık seçtiğim için çok telaşlanmıştı. Güzel resim yapamadığımı bütün ailem biliyordu ama bu çizimim herkesi hayal kırıklığına uğratmıştı…  Evdekilerin yüz ifadelerini hatırladıkça gülüyorum. O korkunç çizgi kalınlıklarına rağmen mezun olabildim ‘:)’.

İlk yaptığım final maketimi hala saklıyorum, atamadım işte. İlk maketim çok önemliydi çünkü bu dünyada artık sadece ben yoktum; ben ve maketim vardı. Ben nereye gidersem maketim de benimle gelmek zorundaydı ama ne yazık ki maketime herkes benim kadar saygılı değildi, özellikle yolda bize çarpa çarpa yürüyenler. Durum böyle olunca ben de maketime bir koli yapmıştım. Okuldan dolmuşa ben, kolinin içindeki maketim ve maketimin bir parçası olmaya can atan elli santimetreye yetmiş santimetre büyüklüğündeki kartonların olduğu torbam yürümeye başladık. Çoğu kişi elimdekinin bir maket olduğuna, benim bir mimarlık öğrencisi olduğuma inanmıyordu çünkü maketim bir ev maketi değildi. Herkes mimarların sadece ev maketi yapabileceğini düşünüyordu. İYİ Kİ hemen ev tasarlamaya başlamamışız! İşte böylece anladım; bizim sadece bize ait bir dünyamız olduğunu.

Kesinlikle en sevdiğim maket malzemesi oluklu mukavva. Hele bir de biraz kalitelisini bulduysanız, ha-ri-ka! Kolay kesilir, kolay yapışır, içinden tel geçirirseniz düzgünce katlanır… Başka malzemeler de keşfetmek lazım ama İYİ Kİ oluklu mukavva var!

İYİ Kİ ikinci sınıfın başlarında çizimlerimi ölçeklemeyi kırtasiyeciye yaptırmayı bıraktım. Sabah kritiğe yetişmeye çalışırken kırtasiyede dakikalarca çıktının ölçeğini anlatmaya çalışmak çok yıpratıcı. Ne çıktıyı alan kişi ne de siz tam olarak doğru yaptığınızdan emin olamıyorsunuz. En güzeli kendi ölçeğini kendin ayarlayıp çıktı almaya pdf ile gitmek.

İtiraf etmeliyim ki dört yıllık mimarlık eğitimim boyunca kahveyi sevmek için çok uğraştım. Sütlü filtreyi zor içerken kendimi sade filtreye alıştırmaya çalıştım. Yok, olmadı. Stüdyoda gece belli bir saatten sonra burnuma kahvenin kokusu güzel de gelse ben çay içmeyi seviyorum. İYİ Kİ çay içmeye devam ediyorum, bence mimarlar çay da sevebilir.

İYİ Kİ yazmayı sevdiğimi keşfettim! İnsan, yapmayı sevdiği bir şeyi keşfettiğinde çok mutlu oluyor. Bu mutluluğu işiyle, mesleğiyle ilişkilendirebilince daha da mutlu oluyor. Bu keşfimde theVOID.mag önemli bir rol oynadı, çok teşekkürler. ♥

Bir şeylere kafayı takmak lazım. Kafaya takmadan öğrenemiyorsun. Düşünmek, araştırmak, yazmak ve en güzeli de sunmak! İYİ Kİ jüriler var aslında. Dönemin en heyecanlı ve stresli zamanı jüri günleri de olsa bütün dönem yaptıklarını, düşündüklerini anlatmak çok güzel!

Buraya yazdığım ve aklımdan geçirdiğim bütün anlarım İYİ Kİ VARSINIZ! Ve yazının son İYİ Kİ’si de dört sene boyunca her zaman yanımda olan canım hocalarıma ve canım arkadaşlarıma; İYİ Kİ HEPİNİZ VARSINIZ!

 

YAZI Aysu Gürman/TEDÜ
aysu.gurman@tedu.edu.tr

GÖRSEL Elif Ezgi Öztürk/TEDÜ
eezgi.ozturk@tedu.edu.tr

1