İsmi Bile Tasarım Olan Mimar: Le Corbusier ve Günlük Ritüelleri

“Bir bahçeniz olsun ve mutlaka yaprak döken ağaçlar dikin. Böylece zamanın geçtiğini daha iyi anlarsınız.”

Le Corbusier ismini, mimarlıkla uzaktan yakından ilişkisi olan herkes duymuştur. İsminin cümle içinde kullanılmasının bile ayrı bir hava kattığı düşünülen mimar nasıl olmuş da modern mimari alanında çığır açıcı olarak nitelendirilmiş? Uyumadan, yemeden içmeden, gece gündüz çalışmış mı? Çok mu katı disiplinleri varmış yoksa mesleğine mi aşıkmış ya da nasıl bir hayat yaşamış da ismi ağızlardan düşmemiş?

Meslek yaşamı boyunca, katılığına rağmen pek de yorucu olmayan bir çalışma programı izlemiş Le Corbusier. Sabah 6’da uyandıktan sonra kırk beş dakika jimnastik yaparmış. Daha sonra uzun bir kahvaltı.

Sabahlarının geri kalanını resimlere, çizimlere ve yazılara ayırırmış. Gününün en yaratıcı bölümüymüş bu saatler. Karısı dışında kimseye göstermediği resimler üzerinde saatlerce çalışır ve başarısını bu özel sabahlara dayandırırmış.

Le Corbusier’in çalışma saatleri sanılanın aksine, kısaymış.  Öğleden sonra atölyesine varır, sabah aklına gelen fikirler üzerine çalışırmış. Gününün nasıl geçtiği eve dönüş saatine göre belli olurmuş. Eğer eve erken döndüyse, o gün işler pek de yolunda gitmedi demekmiş bu. Çünkü yolunda gittiği günler zaman kavramını kaybedip, gece yarılarına kadar atölyesinde kalırmış.

Le Corbusier’in kişiliğine dair de ipuçları öğrenmek isterseniz “The Price of Despire” filmini izlemenizi öneririm. Eileen Gray ve Le Corbusier ilişkisini konu alan film Corbusier’in mesleğini nasıl takıntı haline getirdiğini kanıtlar nitelikte.

Le Corbusier’in E-1027’ye duyduğu aşk zamanla takıntı haline gelmiş ve Eilen Gray’ın hakkını yemek pahasına ona musallat olmuş. İşine deli gibi âşık olmakla hastalık derecesinde takıntılı olmak arasında bir sınırda gezinen mimar arzularına yenik düşmüş ve evi ele geçirmek ve ona damgasını vurmak için uğraşmış.

Çalışmalarında beyaz duvarı öne çıkaran Corbusier, kendi görüşünün aksine, evin duvarlarına devasa resimler çizerek, her köşeye kendi imzasını atmış. Eilen Gray’in “vandallık” olarak nitelendirdiği bu eyleme Le Corbusier evin hemen arkasındaki arsayı alarak da devam etmiş. Evin arkasına üç bina inşa etmiş ve E-1027’yi kendi manzarası haline getirmiş. Böylece Gray’in evinin mahremiyetini de ortadan kaldırmış.

Fi dizisini izlerken Can Manay’a nasıl kızılıyorsa, Le Corbusier’e de öyle sinirlenebilir seyirci. İkisi de altın orana tutkun, ikisi de işine ve aşkına, başkalarının sınırlarını ihlal edebilecek seviyede saplantılı ancak küçük bir fark ile; Le Corbusier’in aşkı ve işi ayrı şeyler değil. Yani dizideki Duru karakterinin yerini E-1027 alıyor.

Takıntılarıyla, üslubuyla, yazdığı çizdiği her şeyle modern mimaride çığır açan mimar kısaca buymuş, böyle çalışmış, o da her insan gibi hırslarına da yenik düşmüş, gülmüş de çırılçıplak halde resimler de çizmiş, bir eve aşık da olmuş… Tamam her insan gibi olmasa da çoğu insan gibi de olmasa da:

Sıra dışı yaşamış, sıra dışı üretmiş.

 

 

YAZI Sezen Baygün/TEDÜ
gsezen.baygun@tedu.edu.tr

GÖRSEL Eylül Tombakoğlu /TEDÜ
eylul.tombakoglu@tedu.edu.tr

 

REFERANSLAR

Günlük Ritüeller, Mason Currey, 118

Caroline Constant, Eileen Gray, s. 122.

Jasmine Rault, “Occupying E.1027, Reconsidering Le Corbusier’s ‘Gift’ to Eileen Gray”, Space and Culture (Mayıs 2005) s. 160-179.

Beatriz Colomina, “Battle Lines”, dipnot 17, s. 99.

0