GÖRÜNMEZ KENTLER ÜZERİNE

Italo Calvino tarafından yazılan “Görünmez Kentler”, ismini kadınlardan alan elli beş tane kentin hikayesini Venedikli gezgin Marco Polonun ağzından, Tatar hükümdarı Kubilay Han’a anlattığı bir tavırla yazılmış. Kitabın ismini ilk duyduğumda bende oldukça merak uyandırdı. Kentler nasıl görünmez olabilirdi? Daha öncesinde hiç bilmediğimiz ve deneyimlemediğimiz bir kent olgusu onu görünmez mi yapıyordu? Yoksa içinde yaşadığımız kentler de aslında bir bakıma görünmez olabilir miydi? Aklımda bu sorularla birlikte birtakım kentler üzerine düşünmeye başladım; özellikle de kentlerin “görünmeyen” taraflarını ya da “ön-görülmeyen” taraflarını. Hikayelerde anlatılan kentler oldukça çağ ötesi olmasına rağmen okuyucunun kafasında, özellikle de oyucunun mimarlıkla yakından ya da uzaktan ilgisi varsa, birtakım kentler şekilleniyor. Kitabın ismini ilk duyduğumda aklıma Archigram Grubu’nun 60’lı yıllarda yaptığı projeler geldi. O yıllarda Archigram, Yürüyen Kent, Sök-Tak Kentler gibi oldukça gelecekçi kent olguları sunmuştu. Konstrüktivizmin de etkili olduğu bu kentlerin oluşturulma amacını Calvino’nun ‘Görünmez Kentler’i yazma amacına oldukça benzetiyorum. Çağdaş mimaride, bu kitaptan etkilenen en bariz örnek Paris’teki Pompidou Sanat Merkezi Calvinonun kitabında yer alan Almira adlı kentten esinlenerek yapılmış (1).

Kentlerin görünmeyen tarafları, hatta öngörülmeyen tarafları gelecekçi algıdan uzak olduğumuz içindir belki de. Uzlaşmadan çıkıp, ütopik kentler yaratmaktan korktuğumuzu düşünüyorum. Bu düşüncem, kitaptaki kentleri okudukça daha fazla yerine oturmaya başladı. Kendi şehrim başta olmak üzere, kent olgusuna bakış açım değişti diyebilirim. “Kent nedir? Hangi ihtiyaçlara cevap vermelidir?” gibi sorgulamalar içinde buldum kendimi. Kitapta, metropol kavramını yeniden sorgulatan ve gündeme getiren hikayelerle karşılaştım. Pencereden dışarı baktığımda, iğne atsan yere düşmeyecek bir kaos ve şehrin siluetinde görebildiğim tek şey inşaat halinde olan bir kent. Bu karışıklığın bu kadar gözüme batmasının nedenlerinden biri de Calvino’nun anlattığı kentlerdeki olumsuzlukları bize kendi betimlemeleriyle sunmasıdır. Kubilay Han olduğu için bir imparatorluk üzerine anlatılan bazı kentler, imparatora anlatılırken, sorunları su yüzüne çıkartarak ilk başta yöneticinin farkındalığını arttırmak istiyor. Çünkü, yönetici düzen olan yerde bu düzeni kuranı merak ediyor. Fakat Marco Polo, naif bir dille, düzeni bireyin değil toplumun kurduğunu anlatıyor. Yani bu kentler, bireyden öteye, toplum kentleridir. -Kentlerin isimlerinin neden kadın isimlerinden olduğu da benim için bir merak konusu aslında- Calvino’nun kadınlara olan zaafının yanında, günümüz olgularıyla yorumlamak istediğimde kentlerin içinde kaybolan kadınlar aklıma geliyor. Ara sokaklarda yitip giden yaşamlar…

Oldukça akıcı bir kitap oldu benim adıma. İnsanı mimarlıktan tutun, toplumsal meselelere kadar düşündürüyor ve sorgulatıyor. Neden kent? Neden görünmez? Neden birey değil de toplum ve neden kadınlar?

 

YAZI Hatice Öz/TEDÜ
hatice.oz@tedu.edu.tr

GÖRSEL Ersan İlktan /TEDÜ
ersan.ilktan@tedu.edu.tr

0