Game of Thrones Şehirleri ve Mimarlığı

Popüler kültürde büyük bir yeri olan TV dizisi Game of Thrones, bir sezonunun daha ara finalini yaparak, sevenlerini bir yıl boyunca beklemek zorunda kalacakları büyük bir boşluğa düşürdü. Entrikalarıyla meşhur taht kavgaları kadar, kendini içine alan görkemli mimarisiyle de adından sıkça söz ettiren dizinin, set tasarımını yapan ekibin başındaki Deborah Riley, dizi mekânlarının etkileyici ve gerçekçiliğini sağlamak için birden fazla kaynaktan referans alındığını açıklıyor. İşini büyük bir titizlikle yapan ekip, kitaba bağlı kalmakla yetinmeyip, ünlü mimarlar Frank Llyod Wright, Louis Kahn,  Albert Speer gibi isimlerden ilham alarak, UNESCO mirası saraylar, şehirler, ülkeler gibi büyük ölçekli bir çalışma alanına sahip. Referans alınan bu mimarilerin tasarı sürecinde ise ham görüntüler üzerinden dijital oynamalar yapılıyor. Bununla birlikle 360 derece kurulan setler ve açık hava sahneleri sayesinde, izleyici kendini Westeros dünyasının içinde bulabiliyor. Dizinin dünya üzerinde, çekimlerinin yapıldığı noktalara şu adresten de ulaşabilirsiniz.

https://www.curbed.com/maps/a-real-world-map-of-game-of-thrones-filming-locations

Game of Thrones denilince hiç izlemeyen insanların bile bildiği yedi krallığın sahibi olmaya aday, kuzeyin koruyucusu Starklar ve batının koruyucusu Lennisterların aralarında yaşadıkları bu sonu olmayan oyunlar bir yana, kuzey ve batının farkını ortaya koyan izleyiciyi bir taraf tutmak zorunda bırakan görkemli mimarilerine şöyle bir değinmek istiyorum…

 Acıları bitmek tükenmek bilmeyen Starklar bir de memleketlerinden vurgun yemiş, Westeros dünyasının en soğuk ikliminde ikamet etmektedirler. Dizideki meşhur karakter Ned Stark “winter is coming” diyerek azla yetinmemiş her defasında daha da soğuk bir dünyayı üzerlerine çağırmıştır.  Tüm bu iklim koşullarının yanında biraz da yaşadıkları mekânlara bakmak gerekirse eğer, kuzeyde ilk akla gelen yer elbette Stark hanesinin yaşadığı kış yarı yani Winterfell. Kış yarı, birkaç dönümlük bir arazide konumlandırılmış, iki büyük suru bulunan, içerisinde büyüklü küçüklü birçok avluya sahip, esasında karmaşık yapıda olan büyük bir kaledir. Kitaptaki bilgilere göre kış yarı, doğal sıcak su kaynaklarının üzerine inşa edilmiş ve tüm duvarlarından bu sıcak suların geçmesini sağlayacak borular döşenmiştir. Böylece kuzeyin o sert geçen kışlarına bir nebze çözüm bulunmuştur. Kuzey mimarisinde izleyiciye her zaman soğuk ve kasvetli hava hissiyatı, taştan, penceresi küçük, ışıksız odalarla birlikte, belirli bir peyzaj düzenlemesi bulanamayacak kadar yeşilliksiz bir yer olarak sunulmuştur. Yazıya girişte de bahsettiğim gibi burada bulunan mekânlar gerçek yerler olup dijital ortamlarda değiştirilerek ekranlara sunuluyor. Peki ya Winterfell gerçekte neresiymiş diye merak eden olursa eğer? Cevabı çok basit, eski bir kale… İskoç kralı Robert Stewart için tasarlanmış Doune Castle, dolu dolu tarih kokan bir ortaçağ mimarisine sahip, eskiden İskoçya için sınır bölgesinde bulunan, günümüzde ise İngiliz topraklarına ait bir yerde bulunmaktadır. Kral Robert’ın şehre geldiğinde insanlar tarafından karşılandığı sahnenin, işte bu kalenin avlusunda çekildiğini düşünmek bile sizce de çok etkileyici değil mi?

Fazlasıyla üşüdüğümüze göre biraz olsun ısınmak için yönümüzü batıya yani Lennister hanesine çeviriyoruz. Maalesef ki yaşadıkları mekân kadar sıcakkanlı olmayan bu Lennister hanesinin meşhur lafı ise “Bir Lennister her zaman borcunu öder.” Bu mantıkla yola çıkarsak eğer, borç ödememek için kendi başlarının dikine giden bir hanedan olarak Lennisterları tanımlamak çok da yanlış olmasa gerek. Örneğin, kendinden emin Cersei Lennister karakteri, bu hanenin soyuna bağlı, iki bildiğinden bir geri kalmayan zeki bir hanımefendi. Haneden kısacık bahsettikten sonra, batıda ikamet ettikleri yer yani Casterly Rock’a mimari anlamda bir bakalım. Yapı adı gibi tam bir kaya parçasını andırıyor. Gün batımı izlemek için bulunan limanları ve denize yakın oluşuyla tabiri caizse Westeros için “meyve veren ağaç” konumunda. Heybetli mimarisi içerisinde kahramanlar salonu, altın salon ve aslan ağzı gibi Westeros dünyası için önem taşıyan mekânları barındırıyor. Batının diğer bir özelliği ise kral topraklarının, asıl ismiyle “King’s Landing” in orada bulunmasıdır. Kral topraklarının en büyük özelliği ise denize yakın olması, sıcak olması ve verimli olmasıdır. Hiç bilmeyenler için Babil’in asma bahçelerini andıran, yeşile doygun doğası ve daha aydınlık, ferah odalarıyla kral toprağı olmasını canı gönülden destekliyoruz. Gerçekte Kral topraklarının ilham kaynağı Hırvatistan’ın Dubrovnik ismindeki liman şehri olduğunu da eklememiz gerekir. Bu şehir gotik mimarisi, görkemli savunma duvarı ve ihtişamlı kaleleriyle dizi kurgusuna adeta cuk oturmuş diyebiliriz.  Batıyı gerimizde bırakıp biraz güneye indiğimizde, bahsedilmesi gereken diğer bir hanedan Martell olabilir, bu hanedanın varoluş amaç ve nedenlerinden ziyade içinde barındıkları şehir Dorne, kelimenin tam anlamıyla cennetten bir parça. Egzotik ve çekici bu Dorne krallığını yansıtmak için UNESCO miraslarından, İspanya’nın Sevilla şehrinde bulunan Alcazar sarayı seçilmiş. Avrupa’nın en yaşlı saraylarından birisi olan Alcazar, Arap- Hıristiyan karışımı mimarisi ile Müslüman, gotik, barok ve rönesans stillerini bir arada görebildiğimiz eşi benzeri az tarihi bir eser. Deborah Riley daha önce bu sarayı turist olarak gezmiş olmasından ötürü olacak ki, böyle bir set ortamında çalışmanın, o cennet bahçelerinden geçerek, ihtişamlı odalarda bulunmuş olmanın, hayatında yaşadığı en büyük deneyimlerden biri olduğunu ve aynı zamanda böyle bir ortamda çalışmanın verdiği sorumlulukların da çok fazla olduğunu açıklıyor.

 Her şeyi toparlayıp bir sonuca bağlamak zorunda olduğum bu paragrafı yazarken, Westeros dünyasıyla vedalaşıyor olma hissi içimi çatırdatsa da, elde avuçta bize bıraktıkları o muhteşem kurgusu ve mimari hisleri düşündükçe, “Aman canım nolcak… Açar bir sezon bitiririm şimdi” diyebilmek de bir o kadar keyifli. Sözü daha fazla uzatmıyor, bu yazıma da, Stark hanesinin daha mutlu günler görebilmesini dileyerek son veriyorum…

Yazarken çalan: Soğuk topraklarda: Bruce Springsteen – Dancing in the dark

Sıcak topraklarda: Simply Red – Stars

 

YAZI Meycan Yeğin  /TEDÜ
meycan.yegin@tedu.edu.tr

GÖRSEL Şeyma Akcan  /TEDÜ
seyma.akcan@tedu.edu.tr

0