Evsizleşme | Kentsel Dönüşüm

“Belediye görevlilerinin evlerine geldiği ilk gün çok heyecanlanmıştı Ayşe Teyze. Çok yorulmuştu yılların eskittiği gecekondusunun kırığından, döküğünden. Ama yakınmazdı yine de evinin dertlerinden. Şükür ederdi sıcak yuvasının varlığına. Belediye görevlileri gecekondunun bulunduğu araziyi yıkıp yerine apartman dairesi yapacaktı. Büyük bir sevinçle karşıladı bu haberi Ayşe Teyze, hiç yavaşlatmadı süreci imzaladı önüne ne koydularsa. Komşuların evlerine de talipti belediye. Onlar da pek umutluydu yeni evleri için. Kapının önüne oturup hayallerini kuruyorlardı yeni evlerinin. Kış erzaklarını nereye koysalardı mesela? Rahat rahat balkona mı asarlardı çamaşırları? Peki ya nerede yapacaktı yılların komşuları günlük sohbetlerini, muhabbetlerini. Herhalde hamurlarını kesecek, gözlemelerini açacakları bir yerde düşünmüşlerdir bu binaları yapanlar. Bu sorular adından zaman geçti ve yeni evlerine taşındılar. Ne kış erzaklarını koyacakları bir kilerleri vardı ne de çamaşırları balkona asmaya izin. Komşularıyla beş çayı da yapamıyorlardı artık. Hamur kesmek, gözleme açmak Amerikan mutfaklarda ne kadar mümkünse o kadar yapabiliyorlardı. Pek mutlu değildi yeni evinden Ayşe Teyze. Ama yine yakınmadı yeni evinin derlerinden. Şükür etti sıcak yuvasına. Ama karşılamıyordu doğalgazla ısınan evin rahatlığı soba üstünde yapılan kestanelerin tadını…”

Bir yere ait hissetmeme, ait olamama duygusu… Yaşadığımız mekânlara duyduğumuz aidiyetlik hissi, o mekândan duyduğumuz fayda ile ilişkilidir. İşlevsellik ve tasarımın evsizleşme üzerine doğrudan etkisi vardır.

Ülkemizin nitelikli konut ihtiyacını karşılamak amacıyla 1984 yılında Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi Başkanlığı kurulmuştur. Toplu Konut İdaresi 2002 yılından itibaren “Planlı Kentleşme ve Konut Seferberliği” başlatmıştır.

Gecekondu bölgelerine hızla dozerlerle girilmiş bu yapıların yerlerine seri üretim şeklinde, kullanıcı profili ve ihtiyaçları düşünülmeden katlar yükselmeye başlamıştır. Şüphesiz ki bu sürecin mağdurları yapı izni olmayan, ancak dönemin iktidarı tarafından yapılmasına göz yumulan gecekondularda yaşayan insanlar olmuştur.  Evsizleşmenin bir tanımı budur.

Evsizleşmenin bu tanımını açıklayan bir örnek Ayazma yıkımında yaşanmıştır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı, TOKİ ve Küçükçekmece Belediyesi Ayazma ve Tepeüstü bölgelerinin “Kentsel Dönüşüm Alanı ilan edilmesi” ne karar vermiştir. Bölgenin “kentsel dönüşüm alanı” ilan edilmesinin ardından, bu bölgelerde hak sahipliği tespit çalışmaları  yapılmış ve bu çalışmalara göre, 256 kiracı, 1474 sayıda mülk sahibi olmak üzere 1730 adet hak sahibi tespit edilmiştir. Bu tespit çalışmalarının ardından, 1474  hak sahibiyle sözleşmeler imzalanarak, bölgedeki konutların tahliyesine ve yıkıma başlanmıştır. 18 aile ise yine bu bölgede gecekonduda ikamet ediyor olmalarına karşın, hak sahibi sayılmamışlar, konutları belediye tarafından yıkılmış ve  evsiz kalmışlardır (Ayazma Mağdurları, 2010).

Gecekondu sahibi olanlar yani yapı izni olan kullanıcılar ise arsalarının yerine yapılacak toplu konutlardan daire sahibi olma imkânı kazandılar. Evsizleşmenin bir diğer tanımı ise bununla beraber ortaya çıktı. Kullanıcıların yaşam kültürü ve ihtiyaçları göz önüne alınmadan kent planında aynı baskılar inşa edilmeye başlandı.

Toplumsal zaman ve toplumsal mekân gündelik yaşam pratiklerinin farklılaşmasıyla birlikte dönüşür. (Harvey, 1999:230) Bu pratiklerden bağımsız bir toplumsal mekân ve zaman yoktur. Böylece toplumun mekânda yayılış ve mekânı kullanma biçimi o toplumu kavrayışımızın ve dönüştürme çabalarımızın bir parçası haline gelebilir.

Yüksek rant değeri taşıyan konut çevrelerinin hızlı ve kontrolsüz yapılaşması sokak ya da cadde ölçeğinde değerlerin sosyal ve tarihsel değerlerin sorgulanamadığı kimliksiz çevreler oluşturmaktadır. Kentsel yenileme projelerinde işlevsel olarak ve arazi rantının kazanımı açısından başarılı gibi görünen planlamalar farklı bir ölçekten bakıldığında; mekân kalitesi estetik değerler, kentsel kimlik ve kolektif bellek gibi değerler açısından bilinçli çözümler önermezler. ( Özer & Uludağ, 2006)

Ancak kentsel dönüşüm adı altında ortaya çıkan yapılaşmanın getirdiği sorunlar kent ölçeğinde sınırlı değildir. Alt ölçekler incelendiğinde kullanıcı sorunları çok daha somut bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Gecekondudaki yaşam biçiminin onun kullanıcıları için kültürel bir pratik olduğu düşünülmemiş, bu kültürden beslenerek tasarlanan mekânlar, sadece yıkımlarla değil, bu kültürden çok uzak kalan yeni mekân üretimlerinin kullanıcılara sunulmasıyla yok edilmeleri amaçlanmıştır. Bir diğer ifadeyle yok edilen sadece fiziksel mekân değil, kullanıcıların yaşam pratikleri ve eylemleri ve bunları üreten yaşam kültürüdür.

Gecekondudaki serbestlik ve samimiyet daire-site yaşamına uygun değildir: artık insanlar kendi fiziksel (daire) ve sosyal (aile) çeperleri içine çekilmeli, kadınlar minder koyup evin dışına oturmamalı, komşularına çat kapı gitmemelidirler; komşularıyla mesafeli olmalı, belli bir resmiyet içinde ilişkilerini sürdürmelidirler; kapılarını örtüp evlerine girmeli, aile odaklı yaşantıları içinde kalmalıdırlar. İmece usulü kesilen hamurlara, tandırlarda pişirilen kışlık yufkalara, sarılan dolmalara site yaşantısı içinde yer yoktur. Bu işler için gerek site gerekse bina içinde hiçbir mekân yer ayrılmamıştır. Mimari projede yemek yapılması için uygun görülen mekân ise ”Amerikan mutfağı” olarak adlandırılan salona yarı açık mutfaktır (Erman, 2011).

Kendi mekânlarını yaratmak öncelikle daire içlerinde olmuştur. Çoğu aile taşınır taşınmaz salonla mutfak arasındaki boşluğu örerek/ördürerek Amerikan mutfağını kaldırmıştır. Ev içinde yapılan değişikliklere karışan olmamıştır. Ancak binaların dış cephesinin görünüşünü bozacak kullanımları engelleyen kurallar mevcuttur. Balkonlardan aşağı çamaşırlar sarkıtılmayacak, bisiklet gibi eşyalar asılmayacaktır.  Başta sıkı bir şekilde uygulanan bu kurallar, dairelerin tasarım ve büyüklük olarak bu ailelere uygun olmaması sonucu zamanla gevşemek durumunda kalmış, yer darlığından dolayı bisikletler balkonlardan aşağı sarkıtılmış, balkonlar kiler haline dönüştürülmüştür. Hiçbir depolama yeri bulunmayan dairelerindeki tek balkona raflar, dolaplar,  hatta vestiyerler konularak erzaklar ve fazla eşyalar yerleştirilmiştir (Erman, 2011).

Kısacası, eski gecekondu halkı çok katlı bloklardan oluşan yeni yaşam çevresinde eski yaşantısının uzantısını yaratmış ve mekânsal kısıtlama ve konulan kurallara karşın, gündelik yaşam pratikleri ile çevresini belli düzeyde dönüştürerek kendine uyarlamıştır (Erman, 2011).

Bir yaşam kültürünü benimsemiş insanları,  alıştıkları ve sahiplendikleri bağlamdan oldukça farklı çevre ve mekânlarda yaşamaya zorlamak, yeni üretilen bu mekânlara duyulan aidiyetlik hissini köreltmektedir. Bunun akabinde bireyler bir eve sahip olmuş değil, evsizleşmiş hissetmektedir. Günümüz kentsel dönüşüm projeleri hem kent ölçeğinde hem de alt ölçeklerde sosyal hayatı göz ardı etmektedir.

 

 

YAZI İpek Deniz Alpdoğan/TEDÜ
ideniz.alpdogan@tedu.edu.tr

GÖRSEL Begüm Sarı /TEDÜ
begum.sari@tedu.edu.tr

 

Referanslar

(2010, May 17)  https://ayazmamagdurlari.wordpress.com/hakkimizda/

Erman, Tahire. “Kentsel Dönüşüm Projesi ile Dönüşen/Dönüş(e)meyen Yaşamlar: Karacaören-Toki Sitesindeki Günlük Yaşam Pratikleri,” Dosya 27, (Aralık 2011):25-31.

Özer, Canan. & Uludağ, Zeynep. “Kentsel Dönüşüm Sürecinde Farklılaşan Kimlik Değerleri: Yıldız Hilal 6. Cadde Örneğinde Kentsel Kimliğin Sorgulanması,” Dosya 02, (Ağustos 2006 ):35-36. http://www.mimarlarodasiankara.org/dosya/dosya2.pdf

0