EDGAR ALLAN POE VE GOTİK EDEBİYATI-GOTİK MİMARLIK İLİŞKİSİ

Gotik edebiyatın iç karartıcı, kasvetli, gizemli, trajik karakterler barındıran ve yaratılan atmosferin olmazsa olmaz ögelerinden biri de gotik mimarlıktır. Peki gotik mimarlığın gotik edebiyatıyla nasıl bir ilişkisi olabilir? Gotik edebiyat kendine has atmosferini yaratmak için yine kendisiyle özdeşleşmiş mekânlara ihtiyaç duyar ve bu mekânların eserlerdeki yeri önemlidir. Gotik edebiyatının başlangıcı olarak kabul edilen, Horace Walpole’un Otranto Şatosu’nun ortaya çıkışının da ilginç bir hikayesi vardır: Gotik mimariye hayran olan Walpole 18.yy’da, bugün hala Londra’da bulunan neogotik mimarisiyle bilinen Strawberry Hill House’u yaptırır. Bir gün Strawberry Hill’de istirahatteyken bir kâbus görür ve sonrasında bu kâbustan etkilenerek ilk Gotik edebi eser olan Otranto Şatosu ortaya çıkar. Burada dikkat edilmesi gereken iki nokta var. Birincisi, gotik edebiyatı ve gotik mimarlığın bu kadar iç içe olması. Diğer bir nokta ise mekânın esere direkt olarak adını verecek derecede önemli bir rol üstlenmesidir.

12-15.yy’larında ortaya çıkan ve gelişen gotik mimarlık Avrupa açısından tamamıyla karanlık bir zaman dilimi olan orta çağdır. Bu dönem kilisenin inanılmaz baskısıyla dolu bir dönemdir ki engizisyon diye bilinen, kilisenin katı kurallarıyla insanların yargılandığı, bildiğimiz ünlü işkence aletleri de bu dönemin eserleridir. Dönemin kasvetli ve iç karartıcı atmosferi ve gotik edebiyatın kendine has unsurları arasındaki benzerlik oldukça dikkat çekici. Ayrıca her mimari yapının kendi döneminin özgün özelliklerini taşıdığı ve onları yansıttığı kabul edilirse, orta çağın hazin atmosferinin bir ürünü olan gotik mimarisini tamamlayan önemli parçanın gotik edebiyatı olduğunu düşünüyorum.

 

 

 

Ve Edgar Allan Poe. Poe gotik türünün Amerikan edebiyatındaki öncüsü olmasıyla beraber birçok kesim tarafından bu türün en önemli temsilcisi olarak görülür. Fakat Poe’yu seçme sebebim doğrudan bu değil. Poe’yu bu kadar başarılı yapan unsur, hazin ve bir o kadar da trajik yaşamı ki başından sonuna kadar gotik bir hikâyenin tüm ögelerini içinde bulundurur. Kısaca Poe’nun hayatına göz atalım.

Boston’da doğan Poe, iki yaşında babası tarafından terkedildi ve annesi tüberküloz nedeniyle öldü. Sonrasında Allan ailesi tarafından yetiştirilen Poe, kendisinden haz etmeyen üvey babası yüzünden hiçbir zaman resmi bir Allan olamadı. Fakat onu seven üvey annesini de tüberkülozdan dolayı kaybetti. İyi bir eğitim almasının yanı sıra ekonomik sıkıntılardan dolayı üniversiteyi bırakmak zorundan kaldı. On üç yaşındaki kuzeni Victoria ile evlenen Poe’nun, bir süreliğine de olsa mutlu bir evliliği oldu. Fakat evliliği uzun sürmedi. Victoria’yı da aynı hastalıktan kaybetti. Hayatında sevdiği üç kadını da kaybeden Poe, alkol, kumar, depresyon, hayal kırıklığı ve yoksullukla yüz yüze geldi. Bilinmeyen bir nedenden dolayı 40 yaşında hayatını kaybetti ve son sözleri “Lord, help my poor soul (Tanrım, aciz ruhuma merhamet et)” oldu.

Trajik bir hayatı olan Poe’nun gotik türünün başarılı temsilcilerinden birisi olması şaşırtıcı olmasa gerek. Bu yüzdendir ki Poe’ya “both blessed and cursed by his genius (dehası ile kutsanmış ve aynı dehası yüzünden lanetlenmiş)” denmesi uygun görülmüştür. Arkasında eşsiz eserler bırakan Poe’nun, bana kalırsa, en büyük eseri kendi yaşamıdır. Bu yüzden Edgar Allan Poe’nun gotik edebiyatının eşsiz bir parçası olduğunu düşünüyorum.

“Usher Malikânesinin Çöküşü” üzerinden Gotik Mimarlık

Bu bölümde hikâyeyi anlatmak yerine, isminde geçen ‘malikâne’ kelimesinden de anlaşılacağı üzere Poe’nun mekânı nasıl yorumladığını, yani gotik mimarlığı gotik edebiyatı üzerinden nasıl bir izlenim yaratmasını istediğini belirtmeye çalışacağım. Ayrıca, yazının başındaki Otranto Şatosu örneği de dahil olmak üzere, Usher Malikânesinin Çöküşü gibi birçok gotik eserde mekân, dolaylı yoldan ise gotik mimarlık, gotik edebiyatının önemli bir unsurudur.

Poe en başından malikaneyi tanımlarken, binayı daha ilk görüşte dayanılmaz bir hüzün oluşturacak kadar kasvetli olacak şekilde kurguluyor. Malikâne, bulunduğu bölgedeki arazinin ortasında tek başına bulunan, pencereleri boş bakan gözleri andıran, etrafı sazlıklarla ve çürümüş ağaçlarla sarılı bir şekilde betimleniyor. Yüzyıllar binanın rengini almış ve bina saçaklarından sarkacak kadar yosun tabakasıyla kaplanmıştır. Bunun yanı sıra, taşlar her ne kadar harap olmuş olsa da birbirleriyle, taşların durumuna kıyasla, inanılmaz bir bütün oluşturur. Dışarıdan böyle bir izlenimi olan malikânenin girişinde ise gotik tarzdaki mimarisiyle kemer bulunur ki gotik mimarisinin karakteristik özelliklerinden birisi olan sivriliğiyle dikkat çeker. Ayrıca, binanın içerisi, tavandaki kabartmalar, duvarları örten koyu renkli halılar, zeminin siyahlığı ve orta çağın olmazsa olmazı şövalye zırhları ve silahlarıyla, malikânenin dışında olduğu kadar dehşet uyandırır.

Son olarak, gotik mimarlığı eserlerine yansıtan Poe’nun, mimarisine ne kadar aşina olduğu konum açısından önemi bir yana, asıl önemli nokta gotik mimarlıktan etkilenmiş olduğu bilinen bir yazarın, kendi hayal gücüyle beraber ortaya çıkardığı sentezi eserlerine aktarmış olması ve onunla beraber nasıl bir atmosfer yarattığıdır. Ayrıca mekânın oluşturduğu atmosfer, eserin genelinde baskın ve etkin olduğundan dolayı, Poe’nun gotik mimarlığı gotik edebiyatına nasıl yansıttığı, diğer gotik eserlerde olduğu gibi, gotik mimarlık ve gotik edebiyatı arasındaki kuvvetli ilişkiyi gösterir niteliktedir.

 

 

 

YAZI Nuri Terzi
mnuri.terzi@tedu.edu.tr

GÖRSEL Alp Eren Yüksel
aeren.yuksel@tedu.edu.tr

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

0