BİR ULUS ROTASI: ESKİ KENTTEN YENİ KENTE

Ankara’da doğup büyümüş biri olarak birkaç yıl öncesine kadar Ankara’ya sadece AVM gözüyle baktığım için çoğu yerini bilmediğim, birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış Ulus çoğumuzun aklında sadece Kızılay’a giderken geçiş, Anafartalar Çarşısı ya da Hacı Bayram Veli Camii olarak kalmış. Bu yüzden Tedu MAUS’un düzenlemiş olduğu Ulus yürüyüşlerine büyük bir istekle katılmak istedim. Bu sayede eski Ankara’yı iyi bir şekilde tanıyan Baykan Günay hocam ile gezme fırsatı bulduğum rota bu zamana kadar bana ne kadar çok şey kaçırdığımı fark ettirdi.

Ünlü şehir plancı, mimar Hermann Jansen’in modern başkentin oluşumundaki etkilerine rastlayacağımız gezimize okulumuzun önünden başlayarak Sıhhiye köprüsüne doğru ilerleyerek başlıyoruz. Tren istasyonunu gördüğümüz anda Baykan Hocam Ankara’nın eski halinden esintiler bulabileceğimiz Fon Appel’in “5 Fingers” filmini öneriyor, bu anda Ulus’un her adımda bize muhteşem şeyler öğreteceğini düşünmeden geçemiyorum. Sıhhiye Köprüsü’nden eski Roma Hamamı’na doğru inerken hamamın Jansen’in planına son olarak eklenen bölgelerden biri olduğunu öğreniyoruz. Ardından ellerimizde haritalarımızla başladığımız ilk noktamız Küçük Tiyatro olarak bildiğimiz Evkaf (Vakıf) Apartmanı. Hem fotoğraf çekerek hem de o eski değerimizi inceleyerek yavaştan Ulus Mesleki Teknik Lisesi’ne andezit taşı kaplı merdivenlerden çıkarak ilerliyoruz ve bu noktada TBMM binasının cephesinde aynı taşla kaplı olduğunu öğreniyorum. Çıkmış olduğumuz Atatürk Bulvarı fotoğraflarda sıkça gördüğümüz eski Ankara günleri gözlerimin önüne geliyor. Garanti Bankası, Ziraat Bankası ve PTT Pul Müzesi’ni arkamızda bırakarak ilerliyoruz ve karşımızda Ulu Önder Atatürk’ün de balkon konuşması yaptığı bina çıkıyor ve biraz ilerisinde ise ilk meclis binası ve karşıda parıldayan bir İş Bankası. Baykan Hocam uzun bir zamanda mutlaka binanın içini de gezmemiz gerektiğini vurguluyor. Güzel açı yakalamak ve bu günü ölümsüzleştirmek için bir sürü fotoğraf çekmeden geçemiyorum ve şu an tam İş Bankası’nın karşısındaki Ziraat Bankası’nın önündeyiz ve bu binanın Vehbi Koç’un ilk mülkiyeti olduğunu öğreniyorum. Ardından Çankırı Caddesi’nde bugüne kadar belki de çok azımızın bildiği Roma Mezarlığı’na doğru giriyoruz. Jansen’in Ankara planında buradan bahsettiği konumu hakkında Almanca notlar aldığını öğreniyoruz. O anda Ankara’nın birçok medeniyete ev sahipliği yaptığını ve her sokağında caddesinde farklı medeniyetlerin yaşanmışlıklarının olduğunu bir kere daha anlıyorum. Baykan Hocam derste hep bir şehri bir mekânı hissetmekten bahseder, “Hissetmek için sadece resimlerde görmemiz ya da hakkında bilgi sahibi olmamız yetmez gidip oradaki insanlarla konuşup, onların yaşayış biçimlerini, kültürlerini hissetmemiz gerekir” der. Tam bu noktada Ankara’yı hissetmek için çok doğru bir yerde olduğumuzu düşünüyorum o anda ışıklardan karşıya geçip eski adıyla İsmet Paşa, şimdiki adıyla Turgut Reis Mahallesi’ne giriyoruz.  Hem oradaki yaşayanlar bize hem biz onlara o kadar farklı geliyoruz ki aynı şehrin çok farklı kültürler barındırdığını bir kez daha görüyoruz. Mahalle girişinde bizi ellerinde havuç dolu poşetleri olan 4-5 yaşlarında çocuklar karşılıyor ve her taraf yıkık dökük evlerle çevrili bu noktada da fotoğraf çekmeye devam edince bir evin balkonundan bir ses geliyor, “Belgeselci misiniz, beni de çekin.” O sıra da bir belgeselcinin özellikle bu mahalleye gelerek belgesel çektiği ve birçok ödül aldığını bir mahalle sakininden öğreniyoruz. Ardından biraz daha ilerleyip Hacı Bayram Veli Camii girişine ulaşıyoruz. Burada dikkatimizi çeken şey koruma adı altında aslında eski tarihi dokulu evlerin kayboluşu oluyor, biraz daha ilerledikten sonra sol taraftan Ankara Kalesi ve Bent Deresi’ne karşı seyir alıyoruz. Orada bizi Roma Tiyatrosu karşılıyor. İş hanı inşa etmek için yapılan bir kazıda tesadüf eseri bulunduğunu ve 1992 yılında sit alanı ilan edilerek koruma altına alındığını öğreniyoruz. Biraz daha ilerleyip çoğunlukla kuyumcuların bulunduğu bu günlerde Mücevherciler Yokuşu olarak bildiğimiz yokuştan çıkarken bizi eski Ulus binaları karşılıyor burada çok net bir biçimde Modernizm’in etkilerini görebiliyoruz. Daha sonra bir saat dükkânının yanına doğru ilerliyoruz ve yanındaki binaya odaklanıyoruz burada bina altından geçişler yapıldığı görüyoruz Baykan Hocam bu noktada binanın Atatürk Bulvarı’nda bulunan Alman Kültür binasına benzediğini anımsatıyor. Saatçi Abi yardımıyla ileride de çok benzer bir binanın olduğunu ve önceden Sam ve Sümer Sinemaları’nın burada bulunduğu fakat daha sonra da çocuk esirgeme kurumuna ev sahipliği yaptığını öğreniyoruz. Şimdi ise kapalı olması bizi bir miktar üzüyor. Saatçi abinin anlatımına göre burada halen kullanılan bir sinagog bulunuyormuş, bana burası Yahudi Mahallesini anımsatıyor. Saatçi abinin yanından ayrılıp eski Ulus binalarının esintileri sıkça görebileceğimiz bir ilkokul yanından yüksek merdivenlerden çıkıyoruz kendimizi bir çarşının içinde buluyoruz. Çok fazla Ankara kültürünü yansıtan ürünler bulabileceğimiz bu çarşının sonunda kendimizi Altındağ Belediyesi’nin de yer aldığı sokakta buluyoruz. Buranın kale ve çevresi olduğundan dolayı Jansen’in planında çalışma alanı olduğunu ve eskiden binanın yerinde Esenpark Gazinosu bulunduğunu öğreniyoruz. Rotamızın sonuna geldiğimizde Hastahanelerin önünden yani “yeni kentten” Kolej’e doğru ilerliyoruz ve Ulus yürüyüşümüzü sonlandırıyoruz. Umarım benim gibi Ulus’u keşfeden ya da yeniden keşfetmek isteyenler için Ulus sadece bir geçiş noktası değil gezilerin başlangıç noktası olur.

Not: Bu güzel geziye ev sahipliği yaptığı için Baykan Günay’a ve TEDU MAUS ailesine teşekkürler.

 

Ankara’yı daha çok keşfetmek isteyenlere;

www.lavarla.com

Ankara Keşif Haritası – Pusu’la

YAZI Esra ÇelikoğluTEDÜ
esra.celikoglu@tedu.edu.tr

GÖRSEL Sıla Kartal /TEDÜ
sila.kartal@tedu.edu.tr

Hülya Saçın/TEDÜ
hulya.sacin@tedu.edu.tr

0