Bir Mimarlık Öğrencisinin Bakış Açısından Kentlere Sosyolojik Bir Yaklaşım

“Kentler mi orada yaşayanları biçimlendirir, kentte yaşayanlar mı kenti biçimlendirir?” sorusu sizin de aklınıza gelmiş; karşılıklı etkileşimin olduğu ve bu etkileşimin, yaşayan kültürü belirlediği cevabına ulaşmış olabilirsiniz; fakat derin düşünüldüğünde cevap sanıldığı kadar basit olmayabilir. Kentlere, kentsel mekânlara, insan ve insanın günlük rutinleri üzerinden benim dikkatimi çeken görüşlerle biraz daha yakından göz atalım.

“Farklı ögelerin toplamı olan kent; orada yaşayanların gerçekleştirmek ve tanımlamak istediği işlevlerle sürekli devinen ve değişen bir yoğunluktur. ” (Süreç içerisinde sürekli dönüşen bir kent, yapısı içinde bireylerin süreçleri nasıl deneyimlediği ve kentle ya da birbirleriyle nasıl etkileşim halinde olduğunu gözlemlemeye dair pek çok olanak sunar. “Kent, yoğun ve ilişkilendirmeye açık kesişen bir ağ sistemi olarak düşünüldüğünde bu ilişkiyi sağlayan ve üreten orada yaşayan toplumdur. Heterojen bir kimliği olan toplumsal yapının birbirleriyle olan etkileşimleri ve deneyimleri kentsel mekânların oluşumunu doğurur. Kentsel mekân ve onu kullanan birey, iç içe geçmiştir ve zaman aralığı içerisinde sınırları ve tanımı sürekli değişerek devam eder.”(Anthony Giddens, Sosyoloji)

Bireyler, yaratıcı eylemde bulunma yeteneğine sahip olduğundan aldıkları kararlar ve giriştikleri eylemlerle gerçekliği sürekli olarak biçimlendirirler. Başka bir deyişle, gerçeklik sabit ya da durağan değildir, gerçeklik insanların birbirleriyle etkileşimi sonucu yaratılır. Toplumsal varlıklar olan insanlar kendi hayatlarını, tarihlerini, bilinçlerini, dünyalarını üretirler. İnsan kendi kimliğinin ayırt edici özelliklerini yine kendi kimliğinin bir tamamlayıcısı olarak mekân üzerine aksettirir. Bu ilişki biçimi de insan ile mekân arasındaki iletişimi güçlendirir ve insanın mekâna dair bir aidiyet bağı ile bağlanmasına neden olur. Kendi kimliğini mekansal oluşumlar üzerinde ifade etmeye çalışarak bu oluşumlar aracılığı ile de kendi kültürel sürekliliğini sağlar. Böylece insan ve toplum, mekân ile iç içe olma özelliği taşır. Bu yönde gelişen bir etkileşim insan eli ile oluşturulmuş mekânsal oluşumları açığa çıkartır.

“Bireyin karakteri, içinde bulunduğu fiziksel ve sosyal ortamdan bağımsız düşünülemezken, bu ortamlar içerisinde oluşan kültürel ve sosyal karakter de yaratıcılığı ve mekân oluşumunu etkileyen faktörlerdir.” Her bireyin farklı yaşam tarzı ve üretimi olduğu düşünülürse, çoklu kimlik yapısı olarak, kentte yaşayan toplum da heterojen bir yapıdadır. Mekân, insan üretimleriyle ve insan etkinlikleriyle bir ruh kazanır ve bu üretimleri aracılığıyla insanlar kent yaşantısında kaybolmak yerine heterojen yapıyla bir araya gelerek karşılaşmalara, benzerliklere zemin hazırlarlar.

Ekolojik kuramı geliştiren ilk kent sosyologlarından Robert Park’a göre kentler, amaçlı bir tasarım ya da planlama sonucu değil, doğal bir süreç olarak ortaya çıkmaktadır. Park, kentin doğal ve değişmeyen güçlerin etkisiyle oluştuğunu vurgulamakta ve kentleri insan doğasının bir ürünü olarak algılamaktadır. İnsan doğası gereği çevresindekilerle iletişim halindedir. Bu nedenle, her mekânsal oluşum doğrudan insan ve topluma işaret ederken, insan ve topluma “dair olan” hakkında veriler taşımaktadır. Bireylerin birbirleriyle iletişim kurdukları her alanda (okulda, sokakta, evde, vb.) biçimsel ve işlevsel değişimler, insanın ve toplumun hayat tarzı, dünya görüşünün de ne denli değiştirdiğinin ve dönüştürdüğünün habercisidir. Mahallenin gün geçtikçe sosyal hayattan çekilmesiyle ve modern kent mekânlarının arasında mahalle kavramı ortadan kayboldu. Çocukların sınırsızca oyun oynadıkları sokakların yerini sınırların belli bir alanda verili oyuncakların yer aldığı oyun alanlarının ve parkların almaya başladı. Bu iki durum üzerinden; toplumların ve bireylerin yaşadığı biçimsel ve işlevsel değişimler, yaşanan algı farklılaşmaları okunabilir. Buradan hareketle mekân, toplumsal algı ve bilinci yansıtan, toplumsal düşüncedeki değişimi, üzerindeki oluşumlarla hissettiren bir aynadır.

İnsanın üzerinde yaşadığı, biçimlendirdiği ve her daim etkileşim halinde olduğu kent ve mekânlar insan hayatının anlatıcılarından birisidir. Bu durum sosyolojin mekânı inceleme nesnesi olarak ele almasını sağlamaktadır. İnsanın diğer bireylerle ve üzerinde yaşadığı mekân ile iletişimi bir mekân üzerinde gerçekleşmektedir. Bundan dolayı her mekânsal oluşumda gerçekleşen her türden iletişim ve etkileşim karşılıklıdır.

Düşüncelerimi Şekillendirirken Yardımcı Olduğuna İnandığım Kaynaklar;

Şehrin Mimarisi, Aldo Rossi

The Practice of Everyday Life, De Certeau

Mekanın Üretimi, Henri Lefebvre

The Architect’s Eye Visualization and Depiction of Space in Architecture, Tom Porter

Society and Change in The Meaning of Sociology, Michel Crozier

The Great Good Place, Ray Oldenburg

Sosyoloji, Anthony Giddens

‘Bir Yaşam Biçimi Olarak Kentlilik’ adlı makale, Louis Wirth

 

YAZI Göksu Manas Demirkasımoğlu/TEDÜ
gmanas.demirkasimoglu@tedu.edu.tr

FOTOĞRAFLAR Kübra Sönmez /TEDÜ
kubra.sonmez@tedu.edu.tr

0