Bir Cezaevi Tarihinin Somutlaştığı Müze: ULUCANLAR

Martin Heidegger der ki, “Evimiz, bizim dünyadaki köşemizdir”. ( SCRIBD, Heidegger’in Kiracısı, parag.1) Ev insana kendi varlığını hissettiren yerdir. İnsanın sınırlarını kendisinin belirlediği, kendi ile arasında engellerin olmadığı… Peki ya cezaevleri? Cezaevlerindeki insanlar için ev nedir ve artık neresidir? Cezaevlerinde yaşamlarına devam etmeye çalıştıkları mimari koşullar, ev kavramını veya bir yere ait olma hissini ne ölçüde onlara sunmaktadır?

Cezaevlerinin de birer mimari ürün olduğunu, tasarlanan mekânların koşullarının, bir araya gelişlerinin, onları oluşturan öğelerin sosyolojik, psikolojik ve fiziksel açılardan etkilerinin olduğunu da bilerek, derin bir geçmişe sahip olan Ulucanlar Cezaevi’ne bir adım atalım. Burası, içeri adım atılan ilk andan çıkana kadarki süreçte; koridor, koğuş, zindan ve avluları ile gerek mekân koşulları gerek kullanılan öğeler açısından şaşırtan, sorgulatan ve tarihi gerçekliği yoğun bir şekilde hissettiren bazen de kaybettiren anlar yaşatır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk modern cezaevi olan Ulucanlar, kapatılmasının ardından her ne kadar yıkılarak rant sağlanması gibi isteklerle karşılaşsa da, yaşatılması ve toplumsallaşması hedeflenen bir sürece girerek günümüze kadar korunmayı başarmış, müzeye dönüştürülerek Ankara’ya kazandırılan Cumhuriyet’in önemli değerlerinden biri haline gelmiştir. İnşa edildiği yıllarda şehrin nispeten dışında sayılabilecek ıssız bir arazide iken, zaman içerisinde yerleşimin de artmasıyla başkent yaşamının tamamen içine karışmış, farkındalığı artmış bir tarihi değer haline gelmiştir. Sahip olduğu bu tarihi değer ne kadar korunabilmiştir? Tarih müzelerini gezerken genellikle sorduğum bir soru olmuştur bu. Orijinal haline göre ne ölçüde değişti veya restore edilirken hangi özelliklerini kaybetti? Ne var ki, restorasyon sırasında yapıdaki bazı kısımların yıkılmış olduğu, yaşanmış hikâyelerin izlerinin azaltılmış olduğu ve yok olmuş denilecek duruma getirildiği de yadsınamaz bir gerçek. Nitekim takılan yeni kapı kollarını, yeni boyanan kapı ve bazı duvarları, avlu duvarlarına asılmış döneme ait fotoğrafları dikkatle incelediğinizde bazı zeminlerin değiştirildiğini fark edebiliyorsunuz. Bu noktalar sizin kısa süreliğine tarihi gerçekliği kaybetmenize sebep olsa da, müze boyunca deneyimlenen çeşitli durumlar ve yoğun duygular, sizi o kaybolma hissinden hemen uzaklaştırıyor. Bu duygular ilk adımınızla peşinize takılıyor. İlk olarak geçilen dar ve karanlık koridor sizi başka bir dünyaya götürdüğünün habercisi gibi. Aynı zamanda, müze boyunca hoparlörlerden gelen dönem müzikleri ve şiir dizeleri, karşılaşılan balmumu heykeller de hislerinizi yoğunlaştıran ve sizi o dünyada yaşar kılan güçlü detaylar.

İki sıra halinde doğrusal bir şekilde konumlanmış koğuşları, bu koğuşlara ait avluları, zindan, tecritler vb. yapıları ile labirentten pek de farkı olmayan; “Gezi için devam ediniz” yönlendirmeleri olmasa muhtemelen kaybolacağınız, hatta bazen çıkışı bulamayacakmışsınız hissi yaratan bir düzen mevcut. Bu düzen içerisinde yer alan bir de “Hilton”… Cezaevindesin ama Ankara ayaklarının altında… Cezaevine girmiş biri için sözde daha ayrıcalıklı sayılan bir koğuşta kalacak olmak ne kadar önemlidir? Duyulan derin üzüntünün yanında geçen az da olsa sevinmeli miyim düşüncesi… Hilton Koğuşları, Ankara manzaralı olmasından dolayı bu adı alsa da, az sayıda mahkûmun kalması dışında diğer koğuşlardan fiziksel olanaklar açısından farkı yoktur. Dört duvar arasındaki demirleri paslanmış ranzalarda günlerin geçmiş olduğu bir koğuştur. Sınırları net bir şekilde belirlenmiş, kapatılıp kısıtlanmış mekânlardır her biri. Ne var ki, herhangi bir anlam ifade etmeyen, yersiz mekânlara dönüşmektense, okumaya, yazmaya, hatta çizmeye (duvarların bir kısmına çizilmiş denizi, güneşi, ormanı ve gökyüzünü barındıran resimler, yazılmış şiirler ve cümleler) başlamış, duvarlara posterler ve resimler asmış mahkûmlar ile onların özlemini duydukları ev kavramına az da olsa yaklaşan yerlere dönüşmüşlerdir. Tabii bazı koğuşlara ait mutfak ve tuvaletlerin bir arada bulunduğu alanları saymazsak… Bunun yanında, avlular uçsuz bucaksız gökyüzünü deneyimleme, gün ışığından olabildiğince faydalanma ve özgürlüğü tatma fırsatı sunan cezaevinin en değerli alanları haline gelmiştir. Aksine tecrit odaları ve zindanlar ise, mekânın en önemli unsurlarından biri olan ve insan psikolojisini önemli ölçüde etkileyen ışığın anlamını yitirdiği – tecrit odalarında çelik levhaların üzerine açılmış birkaç delikten giren gün ışığı, zindanlarda ise bir mağarayı andıran zifiri karanlık- yerlerdir. Hava dahi almayan, derin bir korku ile önünden bir an önce geçip gitme isteği uyandıran karanlık kutular. Mahkûmların feryatlarını duyduğunuz seslendirmeler de cabası. Bu noktada, topluma tekrar kazandırılması amaçlanan bireylerin ruh sağlığında ve bireysel kimliğinde hasara yol açabilecek mekânlarda tutulması ne kadar etik ve insani olduğu tartışılır. Tabii bir de tüm bu korku dolu mekânların ardından “Film ve Belgesel İzleme Salonu” yazısını görünce bir gülümseme beliriyor insanın yüzünde. İçerisinde ise “Eğitim ve Kültür Salonu” başlığı ile karşılaşıldığı an gözleri parlıyor insanın. Mahkûmlara burada bulundukları süre boyunca kendilerini geliştirebilecekleri, kısa süre de olsa tutsak olma psikolojisinden kurtulacakları mekânların sağlanmış olduğunu görmek bu parlamanın asıl sebebidir.

   Normal yaşamlarında farklı görüşlere ve yaşam tarzlarına sahip birçok yazar, şair, gazeteci ve devlet adamını aynı koşullarda bir araya getiren bir cezaevi olmuştur Ulucanlar. Her ne kadar evinden, ailesinden ve toplumdan uzaklaştırılan mahkûmların en başta düşündükleri ve karşılaştıkları temel sorun cezaevindeki fiziksel koşullar olmasa bile, bir süre sonra içinde bulundukları koşullardan etkilenmişlerdir. Alışılmış mekân tanımını yitirip “ev” kavramına yabancılaşmaları kaçınılmaz olmuştur. Tarih boyunca yaşanmış tüm bu acı anıların somutlaştırılması, Ulucanlar Cezaevi’nin bir müze haline getirilmesi de Ankara için oldukça kayda değer bir adımdır.

 

 

Referanslar:

http://www.arkitera.com/haber/1107/ulucanlar-cezaevi-muzesi1

https://polen.itu.edu.tr/handle/11527/3378

https://www.ulucanlarcezaevimuzesi.com/default.asp?page=icerik&id=27

https://tr.scribd.com/document/30717122/HE%C4%B0DEGGER-%C4%B0N-K%C4%B0RACISI

 

YAZI Ayça Sarıbay/TEDÜ
ayca.saribay@tedu.edu.tr

FOTOĞRAFLAR Aysu Kaynak /TEDÜ
aysu.kaynak@tedu.edu.tr

0