BEN NEREDEYİM?

“Kendine Ait Bir Oda’yı okumadan, kadın olmayı bilemezsiniz, kadınları anlayamazsınız.” demişti bir hocam ders anlatırken. Bu uyarıyla Virginia Woolf’un ‘Kendine Ait Bir Oda’ adlı eserini okumaya başladım. Okuduğum her satır, hocamın ne demek istediğini çok net açıklıyordu… Yapıtta kadın olmamın dışında bir mimar olarak Virginia Woolf’un, Charlotte Bronte’nin ‘Jane Eyre’ adlı eserinden yaptığı bir alıntı dikkatimi çekti:

“Ve o sınırı aşabilecek, adını duyduğum ama hiç görmediğim yaşam dolu yerlere, hareketli dünyaya, kentlere dek uzanacak bir görebilme gücünün özlemini hissettim. Sahip olduğumdan daha çok deneyimim olmasını arzuladım; şu yakın çevremde tanışabileceğimden daha farklı kişilerle tanışmayı, benzerlerimle daha çok ilişkiye girmeyi istedim.” (Woolf, 76)

Bir yerde olmak, olamadığın diğer yerlere gitmek istemek, başka yerlerdeki başka kişilere özlem duymak ve olduğun/olamadığın yerlere kendini ait hissetmek… Bu durumda yerler, sadece korunma ve barınma ihtiyacının karşılandığı alanlar olmaktan çıkarlar. Bireylerin içsel değerlerini ve duygularını harmanlayarak yaşamlarını sürdürdükleri alanlara dönüşürler. Yer ve birey ilişkisinin belirlenmesinde, mimari tasarımda alınan kararlar, yaşam alanında gerçekleşmesi planlanan deneyimler ve bu deneyimlerin kurgulanması büyük önem taşımaktadır.

Ölçekler Arası adlı yazımda da belirttiğim gibi -ölçekler arası gidip gelen bir hayatımız var-. Yer olarak belirttiğimiz alanın, kavramın ölçeği bazen bir kent mekânı, bazen bir bina, bazen bir iç mekân ve bazen de bir iç mekânda bulunan bir mobilya olabiliyor. Ölçek değiştikçe yer ve birey arasında kurulan bağ ve anlam da değişiklik gösteriyor. Ancak ölçeğin değişmesi, büyümesi veya küçülmesi, bireyin beklentileriyle örtüşmeyebiliyor. Biz mimarların bir niyeti de mekânlarla bireyleri doğru yerde birleştirebilmek olmalıdır.  O yerin geçmişinin, o yerin kimliğinin bu birleşmeyi değerli kıldığına inanıyorum.

Ben geçmiş ve kimlik üzerine bunları düşünürken Rem Koolhaas’ın düşüncelerini de gözardı edemiyorum. Rem Koolhaas, The Generic City adlı önerisinde tanımladığı şehri, geçmişten ve kimlikten arındırarak tasarlamıştır. Şehrin sürekli olarak gelişmeye, büyümeye ve kentleşmeye ayak uydurabilmesi için esnek ve adapte olabilir olması gerektiğini savunmuştur. Koolhaas’a göre kimlik kavramı, şehrin bu sürece dahil olmasını engellemektedir: “Kimlik ne kadar güçlü olursa, o kadar çok hapsolur, o kadar çok genişlemeye, yorumlamaya, yenilemeye ve çelişkiye direnir.” (Koolhaas, 1248)

Öyleyse kendime soruyorum:

Peki o zaman ‘ben neredeyim’?

Yaşadığım yerin kimliği yoksa nerede olduğumun ne önemi var?

O zaman siz neredesiniz?

YAZI Aysu Gürman/TEDÜ
aysu.gurman@tedu.edu.tr

GÖRSEL Kübra Sönmez /TEDÜ
kubra.sonmez@tedu.edu.tr

Referanslar

Koolhaas, R. & Mau, B. (2006). The Generic City (from S, M, L, XL). Urban Design Reader. Routledge.

Woolf, V. (2016) Kendine Ait Bir Oda. İletişim Yayınları: İstanbul

0