ANTALYA’NIN TARİH KOKAN KALEİÇİ SOKAKLARI

Birkaç ritüel yıkmak istiyorum. Antalya sanılanın aksine, sizi içinde kilitli bırakan bilmem kaç yıldızlı otellerden ibaret değildir. Aksine kendine has portakal kokusu, eski ve yeniyi aynı anda içinde barındıran Kaleiçi sokakları gelip de otelden çıkmayanları hüzünlendirecek türdendir.

Antalya’da, yılda yalnızca üç mevsim yaşanır. Kışın adı vardır da kendi yoktur. Kış denen dönem ılıktır. Yazlar çok sıcaktır. Bu da demektir ki; yılın üç yüze yakın günü güneşli. Yani eğer isterseniz yılın dokuz ayı açık havada yemek yiyebilirsiniz. Tüm bu iklim verileri, dış mekânın iç mekâna akmasına izin vermiş, iç ve dış kavramını soyutlaştırmıştır. Ve bu soyutlamayla doğmuştur Kaleiçi sokakları. Otellerde tıkılıp kalmak istemeyenlere harika bir öneridir tarih kokan bu sokaklar. Gerek Yivli Minaresi gerek Hadrian Kapısı ve niceleri bu dar sokaklarda hiç de garipsetmeyeceklerdir varoluşlarını. Sokağın tüm keşmekeşine öyle ayak uydurmuşlardır ki, çoğu şehirde göremeyeceğiniz bu yapılar orada hiç de yadırganmayacak bir şekilde bağırırlar “Ben buraya aitim” diye.

Bu sokağın ana çekirdeğidir Yivli Minare. Dıştan bir duvar ile çevrelenen Kaleiçi’nin sokakları limana açılır. Limanı çevreleyen duvarın ardındaki ilk yerleşim lekesi Yivli Minaredir. Bugün de Antalya denince ilk anımsanan yapıdır. Birinci Alaettin Keykubat zamanında yapılmıştır. Kaleiçi sokakları bu çekirdek yapı etrafında yönlenmiştir.

Kaleiçi’ndeki bütün evler bir yanlarıyla sokağa yön verirken diğer yanlarıyla avluda bir başka hayat oluşturur. Yani hayat avludadır burada. Büyük ya da küçük hepsinin avlusu vardır.

Kesik minare, minaresinin yarım kalmışlığına inat el üstündedir. Tarihin inanılmaz o tadı alınır bu yapıda. “En alttaki kısım Roma çağından bir tapınağın kalıntılarıdır. Onun üstünde bir Bizans Bazilikası kurulmuştur. Selçukluların eklemeleri, onarmalarıyla camiye dönüştürdükleri yapıyı Osmanlılar da kullanmışlardır.” Tüm bu olan bitene seyirlik etmiş bir minareyi selamlamak, bu sokakta yaşayanların rutinidir. Bu kadar tarihi birikime rağmen eksik kalmışlığı üzerinden türlü hikayeler anlatılmıştır. Bir küçük kesik minare meselesidir ki bu bitmek bilmez.

Son kale duvarının bir ucunda Hıdırlık Kulesi vardır. Kare ve dairenin uyumunu bu kuleyle yeniden keşfedebilirsiniz. Bir gözcü kulesi olabilecek, on dört metre yüksekliğindeki Hıdırlık Kulesi Roma çağında yapılmıştır. Burada başlayan kale duvarının ortasına yakın bir yerde Hadrian Kapısı vardır. Günümüzde Kaleiçi’ne giriş kapısı niteliğinde olan yapı İmparator Hadrian’ın kente gelişinde, onuruna yapılmıştır.

Kaleiçi’nde evler, değişik türden çıkmalarla sokakla bütünleşir. Bu, içle dış ilişkilerinin düzenlenmesinde güzel bir yöntemdir. Odadan avluya, taşlığa, bahçeye, sokağa geçiş hissedilmez. Ev varsa bu ilişkiler içinde vardır. Bu, yaşamda dışa, doğal olana bağlılıktır. Odalar ise bir bakıma bağımsız evlerdir. Adları da oda değil “ev”dir. Hayat adını verdikleri avlular birlikte yaşama alanlarıdır. Hayattan evlere geçilir. Çoğu evde tepe pencereleri vardır. Bütün pencereler dış görünüşe göre değil de iç yaşama göre açılmışlardır.

Anlayacağınız bu sokakta Antalya’nın basma kalıbından çok daha ötesi vardır. Hayran kalınası havasını solumanız dileğiyle.

 

Kaynakça

Antalya, Yalçın Osman, İstanbul 1958, Özyürek Matbaası, Özyürek Yayınları

Köy Envanter Etütlerine Göre Antalya, Köyişleri Bakanlığı, 07, Ankara, 7-152s.

Firuze Sahili Antalya, Çimrim Hüseyin, İstanbul, 1973, Divan Matbaacılık ve Tic. Tesisleri

Antalya 2015, Cengiz Bektaş, Arkeoloji ve Sanat Yayınları

YAZI/FOTOĞRAF  Sezen Baygün /TEDÜ
sezen.baygun@tedu.edu.tr

1