Bilim Kurguda “Küçülme” Konsepti

Günümüz dünyasında en çok ilgi gören türlerden birisi bilim kurgudur. Sinema sektöründen tutun kitaplarda, hatta video oyunlarında bile bulunan bilim kurgunun asıl olayı, şimdiki zamanı gelecek zamana insanın hayal gücü aracılığıyla bağlayıp ortaya özgün ve ilginç eserlerin çıkmasını sağlamaktır. Bilim kurgu eserlerinde sayısız çeşitte konseptlere yer verilebilir. Kimi eserde uzaylıların dünyayı işgal ettiği bir distopya konu olarak ele alınabilirken kimi eserde ise sıradan bir insanın bilimsel bir kaza sonucu özel güçler elde etmesi işlenebilir. Ancak bir konsept var ki benim ilgimi diğer konseptlere göre bir tık daha fazla çekmiştir ve bu konseptin adı “küçülme”dir. 

Bilim kurguda işlenen “Boyut Değişimi”nin alt başlıklarından biri olan “Küçülme”, adından da anlaşılacağı gibi somut bir kavramın boyutlarının etrafındaki objelere göre azalması durumudur. Örnek verecek olursak; 1957 yılında yayınlanan filmlerden “The Shrinking Man”, yani türkçe karşılığı “Küçülen Adam” olan eserde bir adamın zamanla küçülmesi işlenmiştir. Bu kurguda senarist, bir insanın normal boyutlarından mahrum kalıp git gide küçülmesinin normal hayatını nasıl etkileyebileceğini betimlemiştir. Düşünsenize; kıyafetleriniz artık sizlere olmuyor, araba kullanamıyorsunuz, diş fırçanız dişinizi değil bütün vücudunuzu fırçalayabilecek kadar büyük… Tabi küçülme konsepti geçmişten günümüze kadar sadece insanları küçültmeye odaklanmamış, yaşadığımız evlerin küçülebilmesi veya herhangi bir objeyi küçültebilme gücü üzerine de odaklanmıştır. Alfred Hitchcock tarafından yazılmış olan “The Mystery of the Shrinking House” eserinin, küçülme konseptini bir evin küçülmesi üzerinden yansıtması bu duruma örnek olarak gösterilebilir. Bu kitapta üç dedektif arkadaş bir araya gelir ve küçülen bir evin ardındaki gizemi çözmek için maceraya atılırlar. Detaylarına hakim olmamama rağmen, kitabın isminin dahi eser hakkında heyecan verici bir merak uyandırdığını kabul etmeliyim. Öyle ki bu heyecan verici konseptin bilim kurguda insanlar ve/veya objeler üzerinden işlenmesi, günümüzde üretilen birçok bilim kurgu eserinin doğuşunda da etkili olmuştur.  

İnsanın küçülmesini konu edinen eserler arasında günümüz sinema dünyasından Marvel Sinematik Evreni’nin filmlerinden olan “Ant-Man” örnek olarak verilebilir. Bu filmde Hank Pym adındaki bir bilim adamı “Pym Parçacıkları” denilen atom altı parçaları üretir ve bunu kullanarak maddelerin yoğunluklarıyla ve boyutlarıyla oynayabileceğini keşfeder. Daha sonra bu parçacıkları kullanarak kendisini küçülüp büyüyebilen bir süper kahramana dönüştürür. Düşününce belki kulağa mantıksız gelse de küçülebilmek, pek çok avantajı beraberinde getirmektedir. Diyelim ki gizli bir görevdesiniz. İstediğiniz zaman karınca boyutuna geçebilme gücünüz, sizlere gizli kalmak açısından avantaj sağlıyor. Diğer bir yandan küçüldüğünüz zaman yoğunluğunuzdaki artış sayesinde hem güçlü hem de atletik kalabiliyorsunuz. Böylelikle yoldan ve zamandan da kayıp yaşamıyorsunuz. Uyanık insanların eline geçerse bu güç, kötü amaçlar uğruna da kullanılabilir tabii ki. Market sırasında öne kaynamak veya kolaylıkla banka soymak bunlara örnek olarak verilebilir.  Kısacası bu güç yeryüzündeki her insana verilseydi, dünya tamamen bir kaos ortamına dönüşebilirdi. “Ant-man” filminde de bu yüzden Hank Pym, bu gücü mümkün olduğu kadar gizli tutmaktadır. 

Ant-Man’in devam filmi olan “Ant-Man and the Wasp” filminde, Pym parçacıklarının kullanımının ilk filme göre daha çeşitli alanlarda kullanıldığını gözlemlemek mümkündür. Bu filmde, Pym parçacıklarının ilk filme göre nesneler üzerinde daha sık kullanımı, bilim kurgu açısından küçülme konseptini hem fikir hem de görsel olarak oldukça iyi yansıtmaktadır. Filmde birkaç sahnede Hank Pym’in laboratuvarının bulunduğu binanın küçülüp çekçekli bavula dönüşmesi, küçülen ev konseptini başarıyla yansıtmaktadır. Gerçek hayatta evler gerçekten küçülüp bavul boyutunda ve taşınabilir olsaydı, yüksek olasılıkla ortada şehir düzeni falan kalmazdı. Herkes her fırsatta boş bulduğu noktaya evini büyüterek yer kapmaya çalışırdı ve tamamen kaos ortamı olurdu. Ayrıca inşaat sektörü de batabilirdi çünkü artık evler küçük boyutta yapılıp sonradan büyütülürdü. Bu sayede yüzlerce işçinin çalıştığı evi daha az insan daha kısa bir sürede inşa edebilirdi. Küçülme konsepti bazında filmde sunulan bir diğer önemli element ise küçülten/büyüten diskler. Bu diskleri fırlattığınızda dizke temas eden obje anında küçülmekte veya büyümektedir. Bu diskler günlük hayatta gerçekten var olsaydı, çok fantastik işler için kullanılabilirdi. Yiyecekleri büyütürdük, onları tırtıklayıp geri küçültürdük ve böylelikle dünyada yemek kıtlığı problemi azalırdı. Çöpleri ve atıkları küçültürdük, böylelikle dünya olduğundan daha temiz bir yer olurdu. Bunlar gibi pek çok olasılık bir diğerini doğurmakta. Yine de böyle bir güç biz insanların elinde ne yazık ki kontrolden çıkmaya fazlasıyla müsait. 

Küçülme konsepti başta “Ant-Man” film serileri olmak üzere bazı filmlerde, kitaplarda ve video oyunlarında karşımıza çıkmaktadır. Bu eserler bilim kurgu çatısı altında yer aldığından günümüzdeki bilim ve teknoloji ile bu kurgularda olan tuhaflıkları açıklamak imkansızdır. Buna rağmen gelecek kim bilir bizlere neler gösterecektir. Evrende var olan varlıkların boyutlarını kontrollü bir şekilde değiştirebilmek kulağa görünmezlik ya da uçabilmek kadar havalı gelmese de derine indikçe sonu olmayan düşüncelere kapılmamıza yol açıyor ve bu durum bilim kurgu severlerini doyurmaya yetiyor.

 

YAZI Ekin Meşe / TEDÜ
ekin.mese@tedu.edu.tr

GÖRSEL Gökçenur Yazar / TEDÜ (Mezun)
gokcenur.yazar@tedu.edu.tr

0