Rotalanmış Kelimeler

Rota kelimesi, Türk Dil Kurumuna (TDK) göre iki anlama sahip birinci anlamı ‘bir gemi veya uçağın gidiş yönü, izleyeceği yol’, ikinci anlamı ise görüş ‘görüş veya tutuma göre gidilen, izlenen yol’. Kelimenin etimolojisine baktığımızdaysa dilimize İtalyancadan geldiğini görüyoruz ’rotta’ kelimesinden fakat daha detaylı incelediğimizdeyse İtalyancadaki ‘rotta’ kelimesi ‘yol, güzergâh’ken , Orta Çağ Yazı Latincesinde (5.-15.yy) ‘yarma yol’ yani kayaları veya araziyi yararak açılan yol anlamındaki ‘via rupta’ kelimesinden gelmiş ve Fransızcadaki ‘route’ kelimesi de bu kökten gelmiş. Bense bu başlık altındaki yazılarımda iki anlama da öncelik vermek istiyorum bunuysa şu şekilde gerçekleştirmeyi amaçlıyorum; ilk olarak gerçekten bir rota doğrultusunda kelimelerin şekillenecek olması, ikinci anlamın kullanımıysa her kelimenin amacına ve tutumuna odaklanıyor olacak olmam. Bu yüzden ‘Rotalanmış Kelimeler’ başlığı iki anlamı da kapsadığını düşünüyorum.

ROTA: TED Üniversitesi -> Ziya Gökalp Cad -> Celal Bayar Bulvarı-> Prof.Dr.Nusret Fişek Cad. -> Aksu Cad. -> Aksu Cad.-> Sağlık 1 Sok. -> Ziya Gökalp Cad.

Zamanımın oluşunu fırsat bilip, Kolej ile Yenişehir’i keşfe niyetlenerek kendimi sokağa attım. Gayem, ilginç ve anlamını bilmediğim kelimeleri keşfetmekti. Zihnimi kahvenin acısıyla uyandırmak için önce yol üzerinde ilgimi çeken bir kafe aradım ve ‘Tetra N’ kafeye girdim. İlgimi çeken aslında tabelasıydı. Tetra’nın Latincede ‘dört’ sayısı olduğunu biliyordum ama buradaki anlamının tam olarak o olup olmadığı ve ayrıca bir anlamı olup olmadığını da merak ettim. Ayrıca ‘Da Vinci Gourmet ‘ yazması da beni bir yanılgıya düşürmüştü, ilk bakışta sadece Da Vinci yazısını görüp acaba burası İtalyan kahvelerinde (espresso, cappucino) iddialı mı diye düşündüm fakat hala Tetra yazısını anlamdıramamıştım; çünkü İtalyancada dört ‘quattro’ ydu ve neden Latince kullanılmıştı. İçeri merakla hemen sordum fakat sonra muhabbetin uzun süreceğini fark edince kahveyi önce sipariş etmenin daha mantıklı olacağını düşünerek  baristalara bana hangi kahveyi içmemi önereceklerini sordum. Bunun üzerine bana manuel demlemeyle yapılan kahveleri önererek  aeropress demleme yöntemiyle bir kahve yaptılar. Bu demlemenin özelliği, kahveyi basınçla filtreden bardağa aktarmakmış. Bir yandan demleme yöntemini anlamaya çalışırken hem tabelanın hikayesiyle hem de tadım usulüyle ilgili güzel bir muhabbetimiz oldu. İlk olarak tabeladaki N’nin azotun periyodik tablosundaki simgesinden geldiğini ve tetranın da Latincedeki  dörtten geldiğini kafenin isminin ve tabelasının da kahvenin ana formülüyle alakalı olduğunu söylediler. Onun dışında akşam kendim kahve ile azotun ilişkisini biraz araştırdığımda Nitro kahve denilen bir kahve çeşidine denk geldim. Bu kahve, nitrojenin soğuk kahveyi fıçıda köpürterek hem %30 oranında daha fazla kafein içeriğiyle bizi daha ayık tutacak hem de ekstradan bir tatlandırıcı (şeker,süt gibi) ihtiyacı duymayacağımız afiyetle tüketeceğimiz bir kahve elde ediliyormuş. Gülü seven dikenine katlanırmış, bu demleme 12-16 saate mal olabiliyormuş. Herkesin kahvesi hazırsa gelelim nasıl içmemiz gerektiğine. Baristaların bilgisi, tecrübeleri ve önerileri doğrultusunda, kahvenin tam olarak tadını almamız için az yudumla ve höpürdeterek içmemiz gerekiyormuş (halbuki  ben bunu sadec e türk kahvesine has sanıyordum.) Yeri gelmişken bu kahvenin yudumlama  usulüde ayrı bir meziyetmiş. Mesela profesyonel tadım gurmelerinin, tadım öncesi bir aylık özel bir beslenme şekilleri oluyormuş. Bu beslenme şeklinin ana prensibi, az ve öz yemekmiş. Yemek konusunda da seçicilermiş. İş tadım kısmına gelinceyse kahveyi  üç kez yudumlar, ilk ikisinde ağızda gezdirirler en sonuncuyu yudumlarlarmış ki tat tomurcukları ağızlarında net bir tat eşiğine ulaşsın. Tahmin edileceği üzere, bir kahveden diğerine geçerken suyla ağızlarını çalkalayıp yeni tadıma kendilerini hazırlıyorlarmış. Açıkçası ilk durağımın kahve içtiğim bir yer olmasının yanında bu ilginç bilgilendirici muhabbetle an benim için daha güzel oldu.

Ziya Gökalp Caddesinde ilerlerken sonraki durağım ise anlamını bilmediğim için ilginç gelen ‘Dirim’di. Burası bir kozmetik ürünler satan dükkandı. Bunun üzerine hemen  Dirim’i Türk Dil Kurumunun internet sitesinden aradım ve karşıma iki anlam çıktı. Birincisi; hayat,yaşam iken ikincisi; yaşama gücü. Dükkanın isminin sebebiyse dükkanın sahibinin soyadıymış. Fakat aklıma yaşama gücünü kozmetikte aramak sorusu da gelmiyor değil.

Dirim’in bir yanındaysa Dünya Tarihi dersinde hocanın hep adını andığı ve methettiği Uygur Lokantası olan Urumiç geliyordu.  Bir gün denemek düşüncesiyle içeri girip lokantanın isminin ne anlama geldiğini sorduğumda Doğu Türkistan’ın (Çin’in kuzeydoğusunda) başkentinin isminin ‘Urumçi ‘ olduğunu ve bu isminde oradan geldiğini söylediler.

Ziya Gökalp caddesiyle Celal Bayar Bulvarının ortak noktasındaki  göbeğe vardığımda yolumu Celal Bayar Bulvarına çevirerek Sıhhiye köprüsünü önüme alıyorum ve Prof. Dr. Nusret Fişek Caddesinde rotamı Aksu Caddesine çeviriyorum. Sıhhiye Çok Katlı Otoparkı’nı gördüğüm an arka caddeleri merak ederek arka caddelere ilerliyorum ve Çarşamba pazarı telaşıyla insanlar elleri olabildiğince poşetle dolaşırken ben Sağlık 1 Sokağında ilginç kelimeler aramaya devam ediyorum. Sonra  tam olarak TED Üniversitesinin Mimarlık Fakültesi’nin terasının arkasında hep kullandığım ama kafamı aradan soksam görecekken hiç dikkatimi çekmemiş olan ‘Raeda ‘ isimli seyahat acentasını görüyorum. Kelimenin ilginç olmasının yanı sıra buranın ilgimi çekmesi muhtemeldirki seyahat acentası olmasıydı fakat okulun stüdyosunu görmek beni gerçek dünyaya döndürmeye yetmişti o an. Telefondan Google Çeviri’nin ‘dili algıla’ özelliğiyle karşılığına baktığımda Türkçedeki karşılığı ‘taşımak’ olarak çıkıyor ama ben işimi garantiye almak adına kelimeyi internette tekrar aratıyorum ve bir sözlükte (wordhippo) Latinceden İngilizce’ye ‘raeda’ kelimesinin karşılığı ‘carriage’ olarak çıkıyor. Bunun üzerine merak ederek içeri girip sorduğumda, kibar bir çalışan bana bu acentanın isminin aslında Eski Roma’da yapılan otobüs turlarından geldiğini ve kendilerinin de Avrupa’da otobüsle tur yaptıklarını söylüyor. Bunu üzerine ben sadece otobüsle seyahat turları yaptıkları için mi bu ismi tercih ettiklerini sorduğumda ayrıca uçak turlarının da olduğunu belirtiyor. Teşekkür ederek çıkarken hem ismin ilginç ve güzel uyumunu hem de acentanın bu ilginç isme rağmen sokakta kayboluşunu düşünerek yoluma devam ediyorum.

Son durağımsa  her gün gelirken aşina olduğum Ziya Gökalp Caddesinin üzerindeki ‘Hüdaverdi’ oluyor.  Hüdaverdi isminin anlamına önceden sözlükten baktığımda, TDK’ya göre Hüda’nın ‘Tanrı’ demek olduğunu ve ‘verdi’ ile anlamsal bütünlüğü ‘Tanrı verdi’ kafamda oturduğu için sorma girişiminde bulunmamıştım. Fakat belki vardır diye düşünerek sormak istedim. Sonradan farkettim ki  logo anlamı için aslında kendi içinde bir kopyaymış. Hüdaverdi, 1964 yılında Türk karikatür ve çizgi roman sanatçısı Sezgin Burak’ın ‘Bizimkiler’ adı altındaki çizgi romanlarındaki şapkalı ve şortlu karakterin adıymış. Sonrasında bu karakter Yeşilçamda da kullanılmış. Tabii işin bir diğer güzel tarafı kasada biz bunu tartışırken tesadüfen bir imamın da orada olmasıydı ve ben sözlük anlamıyla mı alakalı olduğunu anlamaya çalışarak sorduğumda bana; Tanrı söyleminin, Yahudilik ve Hristiyanlıkta olduğunu İslamdaysa Allah söyleminin olduğunu bana hatırlatması oldu. Bu güzel tesadüf bana insanların farkındalık ve odak noktalarındaki farklılıklarını bir kez daha göstermiş oldu benim o muhabbette ilgimi çeken hiç duymadığım Hüdaverdi karakteriyken İmam’ın ilgisini çeken benim Tanrı demem olmuştu. O kendi bakış açısında haklıydı ben kendimce haklıydım.

Ve Ziya Gökalp’te kahveyle başlayan keşfim yine Ziya Gökalp’te yeni bilinçle son bulmuştu.

YAZI Betül Kayadan / TEDÜ
betul.kayadan@tedu.edu.tr

GÖRSEL Aysu Kaynak / TEDÜ
aysu.kaynak@tedu.edu.tr

REFERANS
https://sozluk.gov.tr/ 

https://www.etimolojiturkce.com/kelime/rota
https://escobar.coffee/kahve-kimyasi/nitro-kahve/
https://tr.wikipedia.org/wiki/Bizimkiler_(%C3%A7izgi_roman)

1